Yazı Arşivi Şubat, 2010
Foton Kuşağı ve 2012 Kim ne Diyor?
Dünyamızın 2012 yılında 2000 yıllık bir foton çağına gireceği söylentilerini ve bunun üzerine ortaya atılan senaryoları herhalde hepimiz biliyoruz. Bilmeyen duymayan veya konudan bi haber olan kaldıysa fotonkusagi.net sayfalarında biraz vakit geçirerek bilgi edinebilir. Peki ortaya atılan 2012 ve Foton Kuşağı senaryoları gerçekleşmeye başladı mı? Bu konuda basında çıkan ve Uzay bilimcileri, Araştırmacılar ve bazı profösörler 2012 ve foton kuşağını şu şekilde değerlendirmişler;
Akşam Gazetesi araştırmacı yazarı SERDAR TURGUT:
Sn. Serdar Turgut 2012 senaryolarının çoğunun gerçekleşmeye başladığını vurgulayarak, hiçbirşey olmayacağını söylemek yanlış olur çünkü birçok şey olmaya başladı bile diyor. Birde İnsanları Maya takvimini yanlış anladıkları konusunda uyarıyor, Maya takvimi 2012 de sona ererken, ertesi sabah yepyeni bir hayatın başlayacağına işaret ettiğini belirtiyor. Serdar Turgut, 2012 için sadece “Son” diye odaklanmanın hata olacağını, aksine 2012 de inancın çok daha önemli hale geleceğini, ileri düzeyde yepyeni bir çağa geçeceğimizi düşündüğünü belirtiyor.
Sirius Ufo Uzay Bilimleri Başkanı HAKAN AKDOĞAN:
Hakan AKDOĞAN’da yeni bir dönemin başlayacağını savunanlardan. Birçok insan birşeylerin değişmeye başladığını
hissediyor diyen Akdoğan, Depremlerin artması, buzulların erimesi, volkanik hareketler, psikolojik düzensizlikler, siyasi ve sosyal anlaşmazlıkların içine girmekte olduğumuz Foton Kuşağı etkisinden kaynaklandığını, tüm bunların bu yüksek enerji düzeyine alışma evreleri olduğunu belirtiyor. NASA’nın keşif olarak duyurduğu,”Dünya kaynağı belirlenemeyen bir yerden gelen kozmik ışın yağmuru altında” haberini de belirten Sirius ufo başkanı Akdoğan, bununda Foton kuşağından saçılan yüksek miktardaki elektronların dünyaya bombardımanı şeklinde yorumluyor. Kuran’ı Kerim İbrahim süresi 48.Ayetin “O gün yer küre başka bir yer küreye dönüşür” ve İncilden ““Ne mutlu yumuşak huyu olanlara ki onlar Dünya’yı miras alacaklar” açıklamalarının da Foton kuşağı etkisine girmiş bir dünyayı anlattığını vurguluyor Sn. Akdoğan. Son olarakta içimde bulunduğumuz durumun insanlığımızın gördüğü en önemli ve en zor süreç olduğunu belirten Sirius ufo başkanı, herkez bu geçişi tamamlayıp boyut atlayamayabilir diyor.
Kıyamet 2012′nin yazarı Joseph LAWRENCE E.:
Yazar kitabında da belirttiği 2012 hakkındaki değişim düşüncelerini bazı temel esaslara dayandırıyor. LAWRENCE E. ye göre bu maddeler ise şöyle;
-Maya Takvimine göre 2012 yeni bir çağın başlangıcıdır.
-Dünaymız 2003 yılından beri hızla artan küresel ısınma tehditi altındadır ve Güneş fizikçilerine göre 2012 yılı güneş aktivitelerinin en yoğun olacağı yıldır.
-Güneşteki artan aktiviteler Dünyadaki değişimlerle bağlantılıdır.
-Rus fizikçilerin teorilerine göre Güneş sistemimiz yıldızlar arası bir enerji bulutuna girmiş ve 2010-2020 yılları arasında Dünyamız bu enerjiden ciddi manada etkilenecektir.
-Yaklaşık 600 bin veya 700 bin yıllık periyotlarla harekete geçen Yellowstone süpervolkanı volkanik bir patlamanın eşiğinde.
-Doğu felsefesinin önde gelen inanışlarına göre 2012 birşeylerin sonu olarak görülüyor.
-İncil kitabının bazı çeviriler 2012 nin son olacağını yazıyor.
Ankara Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ethem DERMAN:
Ankara üniversitesi profösörüne göre ise 2012 ve foton kuşağı söylentilerinin hiçbir gerçeklik payı yok ve hepsi şarlatanlık ürünü söylentiler. Prof. DERMAN kimsenin bu söylentilere kulak asmaması gerektiğini tüm bunların para kazanmak için oluşturulmuş şarlatanlık endüstrisi olduğunu belirtiyor. Foton kuşağına girilecek, Marduk çarpacak, Güneş fırtınaları taş devrine döndürecek, Dünyamıza göktaşı çarpacak ve 60 milyon yıl önce dinazorların yok olduğu gibi bizde yok olacağız vs. gibi ortaya atılan hiçbirşeyin doğruluk payı olmadığını, insanların bu kişileri dinlemek yerine işin ehli bilim adamlarına inanmaları ve kulak vermeleri gerektiğini de vurguluyor Prof. DERMAN.
NASA Astrobiyologlarından Dr. DAVİD MORRİSON:
Dr. David Morrisonda 2012 söylentilerinin evrenin en büyük yalanı olduğunu vurguluyor. Olaya birazda mizahi yaklaşan Morrison Maya Takvimine atıfta bulunarak, “Benim masa takvimimde 2009 da sona eriyor ama ben kalkıpta 2009 bitecek dünya sona erecek demiyorum” cümlelerini sarfediyor. Bunun yanısıra her 400 bin yılda bir dünyada manyetik kutuplaşma olduğunu bunun bir takım etkileri olabileceğini fakat bir kıyamet getirecek boyutta olmadığını belirtiyor. Böyle bir kutuplaşma içinde henüz bir kaç bin yıl zaman olduğunu belirten Dr. Marrison, 2012 nin tamamen çıkacak film öncesi yapılan asparagas olduğunu ve bu yalanında uzunca bir dönem devam edeceğini vurguluyor.
Büyük Kıt’a Atlantisin Batışı
Bir önceki yazımızda atlantis uygarlığının belgide günümüz yaşam standartlarından daha üstün yaşam standartlarına sahip olduğu bilgilerini vermiştik. Peki bu uygarlık elindeki bu teknolojiyi ve üstün yaşam formlarını niçin koruyamadı ve büyük bir ada bir anda batıp yok olup gitti? Şimdi bu sorunun yanıtlarına bakacağız. Atlantis ister gerçek olsun ister bir efsaneden ibaret olsun, günümüzde ki bazı olaylarla benzerlik gösteren tarafları ilgi çekici ve merak uyandırıcı.
GÜÇLERİNİ ZALİMCE KULLANDILAR
Haddi hesabı olmayacak derecede büyük alanlara sahip olan Atlantis kralları doyumsuzdular ve tüm dünyayı zapt etmek, sadece kendi uygarlıklarını, kendi insanlarını yaşatmak azmindeydiler. O dönemlerde bulunan dinazorumsu canlılar ve iri yapıdaki diğer hayvanlar, insanlık için tehlike oluşturmaktaydı. Bunun sonucunda M.Ö 50200 yılında Atlantis de dahil 5 büyük uygarlığın temsilcileri toplandı ve bu canlılara karşı, topraktan ve havadan elde ettikleri kimyasal silahları kullanma kararı aldılar. Bu karardan sonra kullanılan kimyasal silahlar ve gazlar önce mağaralara bilinçsizce atılırken, atlantis kralları tarafından kaza süsü verilerek diğer uygarlıklara da atıldı. Ölçüsüzce kullanılmaya başlayan kimyasal silahların sonucunda ise doğanın dengesi alt üst oldu ve volkanik patlamalar, demremler, tsunamiler Atlantisin üzerine üzerine yağdı, Buzul çağının başlamasına ve dinozor soylarının tükenmesine yol açan bu tufan böylece atlantisin yaşamış olduğu ilk tufandı.
İlk tufanın etkisini atlatmaya çalışan Atlantis uygarlığı, çok hızlı ve başarılı bir toparlanma döneminden sonra elektronik alandaki buluşlar, uranyum zenginleştirme ve atom enerji elde etme yolunda epey bir yol aldı. Güneş enerjisine daha o günden hakim olmuşlar ve bunu etkin olarak kulanmaktaydılar. Ancak yine yanlış yaptılar. Ellerindeki güç kaynaklarını diğer uygarlıklarda yıkıcı etkiler yaratmak, elektrik enerjisini işkence yapmak için kullandılar. Bunun sonucunda yine cezalandırıldılar. Ateş taşı adını verdikleri en büyük güç depoları olan trafolarında M.Ö 28000 dolaylarında meydana gelen bir hata sonucunda toprak alev alev yanmaya başladı, bu yangının tetiklediği volkanik patlama ve depremler birçok atlantislin yine sonu oldu. Sizce de atlantislilerin yaptığı bu hatalar günümüz süper güçlerinin yaptıklarıyla da benzerlik göstermiyor mu?
Bu tufandan sonra geride kalan Atlantis ırkı tekrar toparlanma ve gelişimini sürdürme evrimine girdi. Üstün zekalı ve uyanık bilinçli olan atlantis insanları kısa sürede toparlanıyor ve ard arda teknolojik devrimler yaratıyorlardı. Belkide bugün bahsettiğimiz foton çağının tam içindeydi Atlantis.
İNSAN GENLERİYLE ACIMASIZCA OYNADILAR
Genetik teknolojiyide geliştiren atlantis uygarlığı ilk etapta hayvan genleriyle deney yaparak klonlama gerçekleştirmekteydi. Ancak kralların tek düşündüğü tüm dünayay hakim olmak olduğundan bunu da abarttılar ve insan genleriyle oynamaya başladılar. Yakaladıkları mahkumların zalimce genleriyle oynayım onları hayvan kılıklı yarı insan haline getiriyor ve köle olarak kullanıyorlardı. Zamanlarında 12 Sarmaladan oluşan insan DNA sıyla oynayarak, DNA larını 2 sarmala indirdiler ve bilinçlilik, telepati güçlerinin yok olmasına sebebiyet verdiler. Günümüz insanlarının genetiğide Atlantislilerin oynadığı genlerden kalma olduğu ifade ediliyor. Aslının 12 sarmal olduğu insan DNA sının birgün yine kendi özüne döneceği söylenen bilinçlenme seviyesi ise yakından tanıdığımız ve takip ettiğimiz foton kuşağı etkisi.
TANRI OLDUKLARINI İDDİA ETTİLER
Bu kadarıyla da yetinmeyen atlantislileri o kadar büyük bir hırs bürümüştüki, Bizim Allah dediğimiz, onların zeus dediği yaratıcılarına kendilerini eş koşmaya başladılar. Çünkü onlarda güçlüydü, genetik insanlar, bitkiler, hayvanlar yapabiliyorlardı. Bu sebeple onlarda birer yaratıcı olarak görüyorlardı kendilerini. Ancak tüm bu yaptıklarının
kendilerinin sonu olacağının farkında değildiler. Yine o dönemin en güçlü uygarlıklarından biri olan Lemurya uygarlığı dünyanın hak,mi olabilmeleri için yoketmeleri gereken en büyük ve güçlü uygarlıktı. Atlantisliler bunu yine çok acımasızca yaptı. Dünyamızın iki tane Ay’ının bulunduğu bir dönemdi, dünya dışı varlıklarla yaptıkları anlaşmalara güvenen Atlantis, Uzay gemilerinin ışın bombalarını kullanarak bu Ay ların birtanesini parçaladı ve Lemurya uygarlığının üzerine meteror yağmurları şeklinde yağmasına sebebiyet verdi. Bunun sonucunda Lemurya üzerindeki tüm insanlarla birlikte darmadağın oldu ve okyanusun derinliklerine gömüldü.
Dünyadaki zaferini kazanan, en büyük düşmanını okyanusa gömen atlantis artık Yüce yaratıcıya tümüyle sırtını dönmüştü. Dünyanın ve galaksinin hakimiydiler kendilerince. Artık ibadethaneler, tapınaklar insan kurban etmek için kullanılmaya başlamış, heryeri zulüm ve işkence sarmıştı. Dünya bir kaos ortamının tam içindeydi İnsanlığa ve doğaya o kadar çok zarar vermişlerdi ki bunun sonucu Eflatun şöyle anlatmıştır; Yüce yaratıcı bir tufan emri verdi ve Gökkubbeler çatladı, Hiç dinmeyen sağanak yağmurlar, depremler
ve lavlarla birleşinde Atlantis 3. tufanını yaşamış ve tıpkı lemurya ya yaptıkları gibi kendileri de sular altına gömülmüşlerdi. Bugün bildiğimiz bermuda şeytan üçgeninin de atlantis Kıtasının battığı alanda oluşan boyutlar arası geçişten kaynaklanan manyetik alan olduğu ifade edilmektedir.
Okurken bir bilim kurgu romanı izlenimi veren Atlantis bir efsanemidir, yoksa Platon, Eflatun, Sokrates gibi düşünürlerin mısırlı rahiplerden öğrendikleri gibi bu anlattıklarımız mıdır. Kutsal kitabımız Kuran’ı Kerimin bize bildirdiği Nuh tufanı ve bu tufanla yok olan, azgınlığa, sapkınlığa, Allaha şirk koşmaya düşmüş bir uygarlık yoksa atlantis midir? Bir sonraki yazımızı Nuh tufanı ve atlantis ilişkisi oluşturacak…
Yazar: Seda Kübra Küçükaslan
Efsanevi Mu ve Atlantis Uygarlıkları
Günümüz biliminin başına efsane sıfatı koyduğu uygarlıklar olan, Mu ve Mu uygarlığının bir parçası olan Atlantis uygarlığından, Mayalar, Mısırlılar gibi önemli uygarlıkların yanı sıra tarihe damgasını vurmuş önemli düşünürler de sıkça söz etmişlerdir. Bu batık Mu Kıt’a sı ve atlantis uygarlığı hakkında Plato ve Eflatunun yazdıklarını kendi araştırmalı ve çalışmalarıyla derleyen İngiliz Savunma kuvvetlerinden Albay James Churchward, 19.Yüzyılda yazdığı beş eser ile çok önemli bilgiler vermiştir. Dünyanın geçirdiği büyük bir felaket sonucunda dalgalara gömülmüş olan bu uygurlıkların varlığı birçok arkeolog tarafından kabul görülürken bazı çevrelerde Atlantis ve Mu‘yu bir efsaneden ibaret olarak nitelendirmektedir. Ancak her iki görüşü de savunanların ortak noktası, bu uygarlıkların yok olduğu söylenen dönemlerinde dünyanın büyük bir felaket geçirdiği yönündedir.
İNSANLIĞIN İLK UYGARLIKLARI
Atlantis uygarlığı, insanlık tarihinin ilk ve en gelişmiş medeniyeti olduğu söylenen, Mu ve Mu uygarlığı çevresindeki uygarlıklardan en gelişmiş olanıdır. Arkeolojik bulgular ve eski medeniyetlerin yazıtlarında bahsettikleri günümüzde bu uygarlığı efsaneden daha ileriye götürmüştür. Mısırlı bir rahibin yazdıklarına göre de Mısır uygarlığının kökleri Mu ve atlantise dayanmaktadır. Rahip yazılarında, Mısır uygarlığının batı ülkeleriyle hiçbir bağının bulunmamasına, Atlantisin depremler ve tsunamiler sonucunda sular altında kalmasıyla Atlantik okyanusunun batı kıyısının tamamen çamur ve balçık içinde olduğu, hiçbir şekilde batıya ulaşıma geçit vermediğini gerekçe olarak göstermiştir. Montaigne, Bafflon, Voltaire gibi rönesans döneminin usta edebiyatçılarıda Kayıp Kıt’a Mu ve Atlantis üzerine eserler yazmışlardır.
ÜSTÜN YAŞAM STANDARTLARI
Dünyadaki ilk insan ırkının bundan 850 bin yıl kadar önce pasifik okyanusu üzerindeki Lemurya yani Mu denilen Kıt’a da ortaya çıktığı, İnsanlığın ilk beş ırkının bu kıtada yaratılmış olduğu söylenmektedir. Eflatunun eserlerine göre,
Atlantiste bu kıtadan çıkan uygarlıklardan biri olup Atlantik okyanusunun ortasında bulunan büyük bir ada idi. Atlantis insanları üstün bir zekaya sahip insanlardı. Hayat biçimleri belkide günümüze göre daha lüks, daha bir medeni idi. M.Ö 400 bin yılında dahi topraktan çeşitli madenler çıkarıp bunları işeleyebiliyorlar, taş ocaklarından çıkarılan çeşitli renkteki taşlarla evler ve saraylar inşa ediyorlar, hatta bitkilerden parfüm bile damıtıyorlardı. Muhteşem bir şehir yapıları, hamamları, kaplıcaları hatta atyarışları için hipodromları bile mevcuttu. O dönemde yaptıkları gemilerle okyanusa açılıp diğer uygarlıklarla ithalat – ihracat yaparken, doktarları açık ameliyatlar bile yapabiliyorlardı. Elektirik ve elektronik alanda da buluşlar yapan atlantisde, televizyon, telefon, radyo ve asansör yaygın teknolojik araçlardı. Görsel eğlencelerinde lazer ışığıda kullanılıyordu. Tabi bu teknolojinin hepsi biranda ortaya çıkmamıştı, hüküm sürdekleri yıllar boyunca yaptıkları keşifler ve buluşladı bunlar.
İşte günümüzde ancak ulaştığımız bu teknolojiye sahipti atlantis uygarlığı. Belkide o dönemde, bugünde bahsettiğimiz, merak ettiğimiz, ilgilendiğimiz foton kuşağına giren ve foton çağını yaşamış bir uygarlıktı onlar.Peki ne oldu atlantis uygarlığı, Niçin felaketler yaşadılar, yaptıkları yanlışlar nelerdi, neden onların yok olmasıyla insanlık bu denli geriledi ve sanki sıfırdan başladı…Tüm bunların cevabını bir sonraki yazımızda bulabilirsiniz.
Yazar: Seda Kübra Küçükaslan

Arif Baştürk
Seda Kübra Küçükaslan