Yazı Arşivi Temmuz, 2010
2012 Öncesi Theia Efsanesi Üzerine
2012 öncesi Theia başlıklı, efsaneler gerçekleşecek ve annunakiler yer yüzüne mi gelecek diye bilinmeyen.com da yayınlanan bir yazıyı paylaşmak istedim. Ata Nirun’un kaleme aldığı yazı Nasa haberine dayanarak, 2012 yılı, kıyamet söylentileri ve Theia efsanesi üzerine kurulmuş. Nasa’nın güneş fırtınası raporuna da değinen Nirun, bunu kendince de çok güzel yorumlamış. Nasa haberinin kaynağıda yazının altında mevcut. Sizde yazı ve 2012 hakkındaki düşüncelerinizi yorum yazarak paylaşabilir ve bu söylentilere, araştırmalarınız, beklentileriniz ve görüşlerinizle cevap verebilirsiniz. Şimdi hem bilimsel, hem yorumsal tadında olan bu yazıyı okumaya başlayalım.
NASA’nın ikiz diye tanımlanan (Stereo) uydularının dünyadan çok uzak olmayan ama iyi bilinmeyen bir uzay alanına girdikleri ve orada çok eski bir gezegenin kalıntılarının bulunduğu açıklandı. Eğer orada iddiaları doğrulayıcı birşey bulunursa çok önemli bir gizem aydınlanmış olacak yani Ay’ın kökeni ya da başlangıcı hakkında bilgi elde edilecek.
Goddard Space Flight Center’daki Stereo Projesi görevlilerinden bilimci Mike Kaiser şöyle diyor; “Bu gezegenin adı Theia, tabii ki bu varsayıma dayanan bir gezegen. Biz asla onu görmedik fakat birçok araştırmacı bu gezegenin 4.5 milyar yıl evvel orada olduğu ve Dünya ile çarpıştığı görüşünde ve bu çarpışmanın sonucunda Ay ortaya çıkmış yani Ay söz konusu uzaysal çarpışmadan kalan bir parça. “Theia Hipotezi”nin sahipleri Princeton Üniversitesi’nin parlak teorisyeni Edward Belbruno ile Richard Gott. Ay’ın orjini bu büyük çarpışma teorisinin temelini oluşturuyor. Birçok astronom Güneş’in oluşum ve gelişim sürecinde, Mars çapında bir proto-gezegenin Dünya ile çarpıştığını kabul ediyorlar. Çarpışmanın ardından her iki gezegenin kalıntılarının karıştığı ve yaralı Dünyanın sonradan Ay olan parça ile bütünleştiği düşünülüyor. Bu senaryo, bize hem Ay jeolojisini yanısıra da Ay çekirdeğinin çapını, yoğunluğunu ve de Ay kayalarının kompozisyonunu açıklayabiliyor. Evet, bu iyi bir teori ama eksik bir yönü var ya da cevapsız bir soru. Söz konusu olan bu dev proto-gezegen nereden geldi?
Gerek Belbruno gerekse de Gott, Güneş/Dünya Lagrange Noktaları’ndan söz ediyorlar. Bu tanım, uzayın belli bölgelerinde Güneş’le Dünya’nın bütünleşmesinden oluşan çekim alanınlarıyla ilgili. Uzaydaki bağımsız eğim alanları, suyun Dünya’nın altında toplanmasına benziyor. Lagrange Noktaları’nın birisinde Theia’nın bulunduğu düşünülüyor, Theia Yunan Mitolojisi’ndeki Titanlar’dan birisi ve Ay Tanrıçası Selene’yi doğurmuş. İşte burası ilginç, Ay’ın orjini araştırılırken Selene özellikle kullanılmış. Bilgisayar modellerine göre, 4 ve 5 no’lu Lagrange Noktaları’nda bulunan Theia’nın çapı Ay’ı oluşturmaya yetecek kadar büyüktü ve oralarda oluşan güç dengeleri yeterince materyalin ya da maddenin oluşmasına izin vermişti. Daha sonra da, Theia oluşmakta olan Venüs gibi gezegenlerin çekim alanlarını güçlendirerek yörüngeleri etkiledi ve Dünya’nın da başına gelen çarpışmalara neden oldu.
Eğer bu iddia doğruysa, Theia tamamen yokoldu gibi fakat bazı antik gezegen kuramcılara göre halen 4 ve 5 no’lu Lagrange Noktaları’nda bulunabilir. Mike Kaiser; “Stereo Uyduları şu anda bu bölgeye giriyorlar, bu bize Theia’nın asteroid çapındaki kalıntılarını araştırmamız için daha iyi konum veriyor.” diyor. Bu kalıntılara “Theiasteroids” deniyor, Theiasteroid’ler teleskop bulunmadan önce de görülmüşler ama birşey anlaşılamamıştı ama şimdiki sonuçlar bir km. çapından daha büyük olan cisimleri gösteriyor. Stereo uydularının bu bölgeye daha çok girmeleriyle, daha küçük cisimler de gözlenebilecek. Theiasteroid’lerin keşfi Stereo Uyduları’nın ana görevi ama uydular aslında birer Güneş gözlemcisi ve Kaiser devam ediyor; “Henüz birşey göremedik ama eğer çok sayıda asteroidi o bölgede keşfedersek, o zaman ayrıntılara inebileceğiz, bu bize asteroidlerin Dünya’nın ve Ay ile aynı bileşime sahip olduklarını açıklayacak ve böylece Belbruno ile Gott’un teorisi desteklenecek.”
Araştırma daha aylar sürecek, Lagrange Noktaları dar veya küçük bir alanda değiller, 50 milyon km. genişliğinde bir alana yayılıyorlar. Uydular henüz bu alanın kenarındalar, Eylül/Ekim 2009′da çekim alanın alt sınırına en yakın yerde olacaklar ve çok sayıda gözlem yapılacak.
Bütün bunlar ne ifade ediyor? Elbette ki öncelikle bilimsel bir gelişmeyi hatta büyük bir başarıyı kanıtlıyor. Ama bu kadarla bitmiyor çünkü bu keşif, dünyanın ve insanlığın bilinmeyen geçmişinin anlatıldığına inanılan Sümer ve Babil kökenli Annunaki/Nibiru mitlerini açıkça destekliyor ve sanki söylencelere can veriyor. Bu mitler bizlere Dünyanın yakınında bulunan bilinmeyen bir gezegeni ima ediyorlar. Kendilerine Annunaki denilen dünyadışı canlıların hem o bilinmeyen gezegende, hem de Mars ve Venüs’de yaşadıkları anlatılıyor ve Annunakiler dünyaya da gelip, ilkel insanlarla birleşiyorlar böylece biz ortaya çıkıyoruz yani tanrıların suretinde olan bizler…
Mitlerin devamı Güneş Sistemi’nin bir bölümünde yaşanan tanrılar arasındaki mega savaşları anlatıyor. Diğer birçok mit ve söylencede de bu varsayım anlatılıyor yani Hitit, Maya, Aztek. Eski Yunan ve Kelt gibi…Sümer kökenli Marduk mitinde tanrı Marduk’un intikamı uzun uzun anlatılıyor, bilindiği gibi yazar Zacharia Sitchin’in sayesinde Marduk son yıllarda da kıyametin simgesi haline geldi. Ama şu anda önemli olan Stereo uydularının keşfettiği olası gezegen kalıntısının mitlerde parçalanan Tiamat olabileceği, sadece bu doğrulanırsa geçmişimiz artık çok farklı yorumlanabilir. Özetle ne Darwin kalır, ne de diğer Yaradılış inançları…
Bu arada 2012 olayı her geçen gün daha çok ilgi çekiyor ve gelişmeler birbirini izliyor. Acaba gerçekten 2012′de birşey olacak mı? NASA Mart 2009 sonlarında yaptığı bir açıklamada şimdiye kadar düşünülmeyen, farklı bir felaketten söz ediyordu. Raporda ne küresel ısınma, ne depremler, ne süper-volkan, ne göktaşı çarpması vardı, Güneş’te meydana gelmesi beklenen büyük bir fırtınadan söz ediliyordu. Güneş yüzeyinde meydana gelen büyük fırtınalarla ortaya çıkan plazma toplarının Dünya’daki enerji şebekelerini çökerterek insanlığı mutlak bir çöküşe sürükleyebileceği uyarısı yapılıyordu. Raporu NASA ile Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi ortaklaşa hazırlamışlardı. Güneş’te meydana gelen enerji patlamalarının bugüne kadar Dünya’daki enerji ve iletişim hatlarında görece kısa süreli ve küçük çaplı hasarlara yolaçtığı, ancak büyük çaplı bir patlamanın Dünya’nın manyetik alanına muazzam bir hasar verebileceği belirtiliyordu Bahsi geçen patlamalardan bugüne kadar kayıtlara geçen tek örneğin 1859′da yaşanan “Carrington Olayı” olduğunu belirten uzmanlar, benzer bir patlamanın tüm dünyada on yıllarca onarılamayacak tahribata yol açabileceğini söylüyordu. Güneş yüzeyindeki olası bir büyük patlamanın, Dünya’da saatler içerisinde tüm enerji hatlarını eriterek kullanılamaz hale getirebileceği, bunun sonucunda da altyapının çökeceği ve insanlığın Taş Devri’ne dönüş yaşayacağı de öngörülüyordu. Ve NASA’nın raporunda böyle bir felaket için olası bir tarih de veriliyordu: 12 Eylül 2012…
Yine mitlere hatta dini kaynaklara göre çok daha öncelerde iki kıyametin yaşandığı ve bunların ateş ve su ile yaşandığı belirtiliyor. Acaba dört element kuramına göre şimdi sıra havada mı yani Ateş-Su-Hava ve Toprak sıralamasına göre çünkü anlaşıldığına göre Güneş’ten gelen tehlike ionosfere yönelik yani havaya. Geçmişe bakılırsa, dört-beş öngörü var; Nostradamus, Tevrat ve Kuran şifreleri, Maya Takvimi, Shipton Ana ve Novelty Kuramı. Nostrdamus çok müphem yani 1999 inancında olduğu gibi açık bir tarih yok yani 2012′den açıkça söz etmiyor fakat bir kıyamet öngörüsü var. Tevrat ve Kuran öngörüleri ise yoruma sınırsız açıklar. Maya Takvimi ile Novelty Kuramı eş değerde, ikisi de farklı yollardan 2012′yi işaret ediyorlar. Shipton Ana ise açıkça sonumuzu anlatmış. Ama bütün bunlar inançlarla ilgili oysa şimdi ortaya NASA çıktı ve NASA pozitif bilimin ta kendisi ve şimdi bizi uyarıyor…
Ne oluyor sizce? İster misiniz gerçekten kıyamet kopsun, en azından tüm iletişimin çökmesi bile yeterli, bir anda taş devrine dönebilir ve kesin birbirimizi yeriz. Eh, bu da bir yöntem, hep tufan olacak ya da yerler yarılacak değil ya?
Öte yandan sadece her sabah medya haberlerine bakmamız dahi, bir kıyametin olması gerektiğini kanıtlamıyor mu? Üstteki saçma denilen kehanetlerden çok daha öte saçma ve korkunç gerekçelerle neler yapmıyoruz ki… Yaş, cinsiyet demeden 45 kişiyi öldüren yaratıklar, onları töredir, gelenektir diye mazur göstermeye çalışan zeka özürlüler, genç kızların kafasını kesen sapıklar, para ya da inanç gibi şuursuz gerekçelerle birbirlerini kitle halinde öldüren gözü dönmüşler ve daha niceleri…
Bütün bunlar normal mi? Ama şunu sorabiliriz, biz zaten bu değil miyiz? Tüm geçmişimiz katliamlarla, kanla, nefretle dolu değil mi? Öyleyse ne diyebiliriz ki? Biz zaten buyuz yani defolu bir canlı türü…
Ve bunu gözleyen, izleyen ve yargılayan varsa veya varsalar belli ki en doğru kararı verecekler, hatta verdiler…
Nasa Theia Efsanesi haberi için science.nasa.gov/headlines/y2009/09apr_theia.htm-
Yeni Bir Dünya Keşfedildi – ESA
Yeni Bir Dünya keşfedildi başlığı ne kadar uygun bilmiyorum ama, Avrupa uzay ajansı (ESA) kamuoyunu bu şekilde bilgilendirmiş. Bir çoğumuz Dünyamız dışında farklı dünyaların, galaksilerin olabileceğine inanmasken yine bir çoğumuzda böyle oluşumların var olabileceği üzerinde duruyoruz. Daha önce Nasa Dünyamızdan yüzlerce ışık yılı uzakta, Güneş sistemimize benzer bir galaksinin var olabileceği ihtimalini açıklamıştı. Bu seferde Avrupa uzay ajansı çektiği fotoğraflardan Yeni bir dünya keşfedildi diyor. ESA Rosetta uzay mekiği Dev göktaşı Lutetia’nın 400′den fazla görüntüsünü almayı başararak, “yeni bir dünya” keşfetti. ESA’nın Almanya’nın Darmstadt kentindeki uzay operasyonları merkezinin yetkilisi Holger Sierks, uzay aracının Osiris adlı kamerasıyla dün 100 kilometreyi aşkın çapı bulunan dev göktaşı Lutetia’nın krater ve birçok ayrıntısını gösteren harika görüntüler elde edebildiğini belirterek, “Rosetta bilim adamlarını yıllarca meşgul edecek yeni bir dünya keşfetti” dedi.
Rosetta’nın hatasız bir yol izleyerek çok başarılı bir görev yerine getirdiğini söyleyen Sierks, “Eskiden
uzaktaki bir yabancı olan göktaşı şimdi yakın bir dost oldu” diye konuştu. Avrupa sondası Rosetta, dün TSİ 19.10′da Mars ve Jüpiter’in yörüngeleri arasında bulunan ve güneş sisteminin geçmişi konusunda önemli ipuçları sağlayabilecek Lutetia’nın yaklaşık 3 bin km uzağından, daha sonra da 6 km uzunluğundaki daha küçük göktaşı Steins’a 800 mesafeden geçti.Dünyadan 450 milyon km uzakta bulunan ve gönderdiği veri sinyallerinin ulaşması 25 dakika süren Rosetta, saatte 55 bin km hızla yanından geçtiği göktaşının bileşenlerini tespit edebilmek için çevresinde gaz veya toz ya da manyetik alana sahip bulunup bulunmadığını ölçtü. 2 Mart 2004′te uzaya gönderilen Rosetta, Güneş çevresindeki seyahatinde şimdiye dek yaklaşık 5 milyar km yol katetti ve hızını artırmak, aynı zamanda rotasını değiştirmek için üç kez Dünya’nın (Mart 2005, Kasım 2007 ve Aralık 2009) ve bir kez de Şubat 2007′de Mars’ın yakınından geçerek gezegenlerin çekim gücünü kullandı. Bu kozmik bilardonun son etabında, Rosetta uzay aracı, 2014′te Dünya’ya 675 milyon km uzaktaki 67/P Churyumov-Gerasimenko kuyruklu yıldızına toplam 6,5 milyar km yol katettikten sonra yaklaşacak.
Gök cisminin yörüngesine girerek yan yana hareket edecek ve ayrıntılı görüntülerini Dünya’ya geçecek Rosetta, daha sonra kuyruklu yıldızın yüzeyine kimyasal analiz yapması için buzdolabı büyüklüğünde bir robotu Kasım 2014′te indirecek. Kuyruklu yıldızın yörüngesine girerek, Philae modülünü bırakması planlanan Rosetta’nın Amerikalıların kullanımına tahsis edilmesi öngörülüyor. Oluşumlarından bu yana çok az kimyasal değişikliğe uğrayan kuyruklu yıldızların keşfi, Güneş Sistemi ve evrenin gerçeklerinin anlaşılması açısından önemli bulunuyor.
Uzay aracının asıl hedefi olan Wirtanen kuyruklu yıldızı ise çoktan Güneş Sistemi’nin dışına çıkmış bulunuyor. Yaklaşık bir milyar avroya mal olan Rosetta uzay mekiği Avrupa’nın uzay çalışmalarının amiral gemisi niteliği taşıyor. Uzmanlar, kuyruklu yıldıza inen aracın ayaklarının çok sağlam olması gerektiğini belirterek, inişin yıldızın seyir yönünün tersine olması nedeniyle bu operasyonun zorluğuna dikkat çekiyor.
Kuyruklu yıldız projesine ve ilk kez bir kuyruklu yıldıza iniş yapacak uzay aracına, 1799′da Mısır’ın Reşit (Rosetta) kenti civarında bulunan, üzerinde Yunanca ve hiyeroglif yazılar ve hiyeroglifin çözülmesini sağlayan bazalt tabletten ”Rosetta” adını veren bilim adamları, hedef olarak ilk başta, Dünya’yı sık sık ziyaret eden Wirtanen kuyruklu yıldızını seçmişlerdi.
Betelguese Yıldızı 2. Güneş mi olacak?
Bilim dünyası evrendeki dev yıldız olarak nitelediği betelguese isimli yıldızın ani şekil değişikliklerini merakla izliyor. Dev Betelguese yıldızındaki çok hızlı şekil değişikliklerinin bir süpernova patlamasına işaret olabileceği fikrind ebirleşen bilim adamları, böyle bir patlama sonucunda evrende 2. bir güneş oluşacağını ve güneşin ışık enerjisine yakın bir enerjiyle aydınlanacağımız vurguluyorlar.
Rus Uzay Ajansı Roskosmos bilim adamları internet sitesinde yer verdikleri değerlendirmede, Hawaii’deki Mauna Kea yanardağının zirvesinde bulunan Keck Teleskobu vasıtasıyla ulaşılan betelguese verilerini açıkladılar, Bilim adamlarına göre Betelgeuse’nin son 16 yılda kutuplarından basılarak daha önce sahip olduğu yuvarlak şeklini hızla kaybettiğinin gözlendiğini aktarıldı. Dev yıldızda meydana gelen bu değişikliklerin; aylar hatta haftalar içerisinde Betelgeuse’nin süpernova’ya dönüşeceğinin işareti olabileceğini öne sürüyorlar.
Bazı bilimadamları, meydana gelecek supernova patlamalarında yayılacak ışığın şiddetinin Ay’ın yansıttığı ışığa eşdeğer olacağını söylerken; kimi bilimadamları ise patlamanın çok daha parlak olacağını iddia ederek, Dünya’nın kısa süreliğine de olsa adeta 2 güneşie sahip olacağını savunuyor. Patlamanın Dünya için tehlikeli olmadığını vurgulayan gök bilimciler patlama sonrasında oluşan zararlı parçacık dalgalarının yüzlerce yıl sonrasında yeryüzüne ulaşacağını belirtiyorlar.
GECELER BEYAZA BÜRÜNECEK
Süpernova patlamasının 5-6 hafta süreceğini belirten bilimadamları, patlama sırasında yayınlanacak yüksek ışık enerjisinden dolayı dünyamızın bazı bölgelerinde insanların bem beyaz gecelere tanıklık edeceğini, bazı bölgelerde ise gündüz aydınlık saat süresinin 2-3 saat uzayacağını vurguluyorlar.
Patlamanın ardından ise dev Betelgeuse yıldızı tamamen sönecek ve insanlara bulutsu (Nebula) şeklinde dünyadan görünebilecek.
YENGEÇ YILDIZI İKİ YIL PARLAMIŞTI
Benzer bir olay 1054 yılındada Çin ve Arap astronomlar tarafından kayıtlara alınmıştır. Yine birir süpernova neticesinde oluşan Crab Nebula olarak adlandırılanYengeç Bulutsusu, uzaklığı 6000 ışık yılı olmasına rağmen haftalarca Venüs gezegeninden daha parlak olarak görünmüş ve yaklaşık iki yıl boyunca da çıplak gözle izlenecek parlaklıkta bulunmuştur.
Rosmoskos bilim adamlarının betelguese hakkında yaptığı değerlendirmeler, foton kuşağı teorisindeki aydınlık gecelerle gösterdiği benzerlik ise bir tesadüf mü bilinmez…


Arif Baştürk
Seda Kübra Küçükaslan
İlkay Alkan