Efsanevi Uygarlıklar
Evren Ve Mutlak Yaratıcı İlahi Planları
ANU ANLATIYOR YAZI DİZİSİ -2-
Evrenimizdeki her şey, Mutlak Yaratıcı’nın bir parçasıdır. Basitleştirmek için “O” şeklinde söz edeceğim Mutlak Yaratıcı, mutlak bir üstünlük ve mutlak bir mükemmellik durumundaydı. Bir süre sonra bu durum O’nun için bir hayli sıkıcı bir hal aldı ve Kendisi’ni daha fazla deneyimlemek istediğine karar verdi. Bunu yapmak için, Kendisi’ni parçalara ayırması gerekiyordu ve bunu yaptı. Kendisini binlerce küçük parçaya ayırdı. Her birisi birer İlahi Yaratıcı oldu. Her biri O’nun bir kopyasıydı ve onlara “İlk Kaynak Ruhları” adını verdi. Her biri yaratma, kendini ifade etme, mantık yürütme ve her türlü duyguyu hissetme yeteneklerine sahipti. Temel olarak, hepsi tıpkı O’nun gibi Tanrılar idi.
İşte size bu yüzden “enkarne olmuş” Tanrılar diyoruz ve biz de öyleyiz. Her biriniz İlahi Yaratıcı’nın bir parçasıyız; tıpkı ben ve diğer herkes gibi. Her birimiz eşitiz, çünkü aynı mantık yürütme, yaratma vs. yeteneklere sahibiz. Kendi gücümüzle yaptığımız şey bu ve bu konuda hissettiklerimiz de eşitsizlik duygusuna neden oluyor.
Bu yeni İlk Kaynak Ruhları, melekler ve enkarne ruhlar olmak üzere iki gelişim grubuna bölündüler. Enkarne ruhların gelişim sürecinde on iki boyutu ve meleklerin de kendi gelişimleri için yedi boyutu tamamlamaları gerekiyor. Melekler ve enkarne ruhlar birbirleriyle ayrı ayrı gelişemezler, dolayısıyla gelişmelerini tamamlayabilmek için birbirlerine ihtiyaçları vardır. Gelişebilmek için, ruhlar gelişim yaratacak bir şeyleri deneyimlemeye ihtiyaç duyarlar; bu yüzden, Mutlak Yaratıcı, adına Kutup Entegrasyonu denen ana Oyun ile birlikte alt oyunlar yaratmıştır. Oyun, Işık ve Karanlık rollerini gerektirir. Amaç, ikisinin de tüm yönlerini öğrenmek ve entegre etmektir; yani Kutup Entegrasyonu. Ruh buna ulaştığında, Mutlak Yaratıcı‘ya geri dönmesi gerekir.
Mutlak Yaratıcı, kutup entegrasyonunu kolaylaştıracak araçlar da yaratmıştır. Buna, 13. Boyut Şefkat Formülü denir. Mutlak Yaratıcı sevginin özü olduğundan, amaç oynanan rollere bağlı olmaksızın tüm yaratıklara karşı koşulsuz sevgiyi ve şefkati öğrenmektir. Bu formül, gezegensel Oyun sona ermeden önce bütün ruhlara verilir. Formül, gezegendeki ruhların tamamına herhangi bir ayırım yapılmadan sunulur. Bu formülü kullanarak bedenlerindeki negatif duyguları tamamen salıverir ve böylece aydınlanırlar. Bu işi yeterli sayıda ruh tamamladığında, gezegen bir sonraki boyuta geçer ve böylece onlardan yukarıda bulunan diğer gezegenleri bir adım daha iterek Mutlak Yaratıcı’ya yaklaştırırlar.
Bu oyunun yaratılmasından sonra, İlahi Planlar gelmiştir. Her evren, galaksi, yıldız, gezegen ve ruh, bir İlahi Plan’a sahiptir. Hiyerarşilerdeki melekler, bu planları yönetir ve rehberlik eder. Meleklere ait İlahi Planlar da vardır. Bireysel olarak sizler de birer İlahi Plan’a sahipsiniz. Aynı zamanda ruh grubunuzun, gezegeninizin, galaksinizin ve evreninizin İlahi Planları’nda da çalışıyorsunuz. Bu kadar yoğun olmanıza şaşmamak gerek!
Evrensel İlahi Planımız
Evrensel İlahi Planımız, yeni organize olmuş Evrensel Ruhsal Hiyerarşi ve Oyun Mühendisleri’nden oluşan Kurucular (90 Feline ve Carian’dan oluşur) tarafından yaratıldı. Kurucular, İlk Kaynak Ruhları’nın bir araya gelmiş küçük bir grubuydu. Gezegeninizdeki birçokları bu Kurucuları “Dokuzlar Konseyi” olarak bilir.
Kurucular, Mutlak Yaratıcı’nın Kutup Entegrasyonu Oyunu’nu kurulacak olan evrenlerinin oyunu olarak seçtiler. Aynı oyunu tamamlamış olan başka bir evrenin varlıklarından yardım istediler. Bunlar, Felineler ve Carianlar idi. Kendi evrenlerinde, Felineler Işık Güçleri’ni ve Carianlar ise Karanlık Güçleri’ni temsil ediyorlardı. Evreni oluşturmaları, yaşam formlarını ve ruhları taşıyacak bedenleri, gezegenleri ve yıldızları yaratmaları istendi. Yıldız kapılarının, boyutların, portalların ve ızgaraların da yaratılması gerekiyordu. Feline Evrensel Yapı Mühendisleri gezegenleri yarattılar ve Feline Genetik Mühendisleri de yaşam formlarını oluşturdular; bu arada Carian Manyetik Mühendisleri de yıldız kapılarını, boyutları, portalları (çıkış giriş yerleri) ve ızgaraları yaratma işini üstlendi.
Oyun için yaratılan iki temel ırk, İnsanlar ve Sürüngenler idi. İnsanlar, Felineler’in görünümünde ve
Sürüngenler de Carianlar’in görünümünde yaratıldı. İş tamamlandıktan sonra, Kurucular başka bir Feline ve Carian grubunun yardımcı olmasını istedi. Bu kez Oyun’un kendisi yaratılacaktı. Bunlar Oyun Mühendisleri idi ve ricaya cevap veren 90 varlık çıktı.
Her biri Kutup Entegrasyonu Oyunu’nda deneyimliydi ve birçok evrende, galakside ve gezegende, sayısız ruha bu oyunu oynatmışlardı. Hepsi İlk Kaynak Ruhları’ndandı.
Kurucular, 90 Oyun Mühendisi ile toplandı ve Oyun’un planı hazırlandı. Oyun’un başlaması için 9. Boyut’ta 90 varlık ikiye ayrılacak, 45′i Sürüngenlerin Lucifer Soyu’na ve 45′i de İnsanların Amelius Soyu’na doğacaklardı. Bu, iki ırka Kurul Entegrasyonu Oyunu’ nun tamamlanmış haliyle ilgili bilinçaltı anılarını yerleştirecekti. Oyun Gözlemcileri, On İkiler Konseyi ve Yirmi Dörtler Konseyi olarak 11. ve 10. Boyutlarda görev yapacaktı. Oyun Yöneticileri, Dokuzlar Konseyi olarak 12. Boyut’ta kalacaktı.
Herkes rolleriyle ilgili bilgiyi aldıktan sonra, 90 Oyun Mühendisi aralarından birini Dokuzlar Konseyi’nde kendilerini temsil etmesi için seçti. Bu varlık Devin idi. Devin, Dokuzlar Konseyi’nin dokuzuncu üyesidir. Devin’in rolü, Amelius Soyu’nda doğarak ve aile reisi olarak Oyun’u başlatmaktı. Ondan sonraki görevi Dokuzlar Konseyi’nde kalarak, gezegensel ve galaktik oyunların belli aşamalarında diğer 89 varlığı uyandırmaktı.
Evrendeki ruhların hepsi Kutup Entegrasyonu‘nu tamamladığında, oyun bitecek ve evrenimiz yeniden Mutlak Yaratıcı ile birleşecekti. Şimdi sizinle birlikte üzerinde çalıştığımız şey bu. Dünya’daki Kutup Entegrasyonu Oyunu’nun tamamlanması, evrenimizi Mutlak Yaratıcı ile yeniden birleşmeye bir adım daha yaklaştıracak. Şimdi, galaksimizin sizi ve beni ilgilendiren İlahi Planı’nı açıklayacağım.
Galaktik ilahi Planımız
Galaksimizin planı dahilinde, Kutup Entegrasyon Oyunumuz’da gelişmekte olan dört temel ırk vardır. Şimdi bu hikayede önemli roller oynayanlardan söz edeceğim. Bunlar İnsanlar ve Sürüngenler ile Felineler ve Carianlardır. Evrenimizde başka enkarne varlıklar da olmasına karşın, onlar da İnsanlar ve Sürüngenler gibidir ve dolayısıyla onlar da Felineler’in ve Carianların çocuklarıdır.
İlahi Plan’da Sürüngenler Karanlık Güçleri’ni ve İnsanlar da Işık Güçleri’ni temsil etmek üzere hazırlanmıştır. Ama gelişimimiz ve yaşamlarımız boyunca her birimiz bu ikisini de deneyimleriz. İnsanların ve Sürüngenlerin orijinal DNA planlarını Felineler hazırladı. Carianlar ise, her iki ırk da kendini savunacak hale gelene kadar onları koruma görevini üstlendi. Her ruh grubu, planda oynadıkları rollerden dersler alacaklardı. Durum aslında bundan çok daha karmaşık ama anlaşılması için basitleştirmek zorundayım.
Sürüngenler ve İnsanlar, 13. Boyut Şefkat Formülü’nü kendi kodlarında aktif hale getirmek için korkudan, nefretten ve önyargıdan özgürleşmek zorundadır. Böylece sevgiye değer verebilir ve birbirlerinin farklılıklarını takdir edebilirler. Bu hâlâ gelişim amacımızdır ve galaksimiz bu tiyatronun sergilenmesi için sahneyi sağlamaktadır.
Dünya’nın ilahi Planı
Bir kez daha son derece karmaşık bir planla karşı karşıyayız. Bu plan, Avyonian İlahi Planı’nın ve Eterik Sirianların İlahi Planı’nın tamamlanmasını da içermektedir. Eterik Sirianlar, Kurucular tarafından Sirius B’te getirilmiş ve daha sonra da ev olarak kendilerine Dünya gezegeni verilmiş Lyran İnsanları’dır. Avyonian İlahi Planı’nın tamamlanması, Eterik Sirianlar’ın kendi planlarını tamamlamalarını sağlayacaktır. Devam etmeden önce, her ırkın geçmişiyle ilgili biraz bilgi vermenin gerekli olduğunu düşünüyorum.
Anunnakiler Nibiru Ve Dünyamız
İnternetteki birçok forumda veya gökbilim sitelerinde Anunnaki veya anunnaku denen üstün bir ırkın geçmişinden bahsedilen konular tartışılmaktadır. Aşağıda okuyacağınız Anu anlatıyor isimli yazı diziside Anunnakilerden, daha önce yaşadığı iddia edilen üstün ırklardan, İnsanoğlunun çok eski tarihinden, Nibiru gezegeninden (Marduk) (Belkide Nibiru Savaş Gemisi) bahsetmektedir. Bir arkadaşımızın gönderdiği ve biçok yerde gördüklerinizden daha ayrıntılı olan bu yazı dizisinin kaynağı Jelaila Starr adında bir yazarın 12.Gezegenin Dönüşü adlı kitabıdır. Belki bir bilimkurgu, belki yaşanılmış gerçekler, belkide çocuk masalı olarak nitelendirebileceğiniz Anu Anlatıyor yazı dizisi hakkındaki yorumları sizlere bırakıyoruz.
Anu Anlatıyor Yazı Dizisi -1-
Dünyanın sevgili insanları; size selamlar. Ben sizin ebeveyn ırkınız “Pleaidian”ların bir üyesi olan Anu’yum; daha
belirgin ifade etmek gerekirse, Pleaidian savaş yıldızı Nibiru’dan olduğumu söyleyebilirim. Bu evrende yalnız olmadığınızı ve gerçekten de sizi seven ve koruyan bir ırk olduğunu anlamanız için size evreninizin ve gezegeninizin tarihini anlatacağım. Anlatacaklarımın bir noktasında, Jelaila’nın size bazı kitap ve yazar isimleri vermesini sağlayacağım; ama her şeyi başka kaynaklardan kendinizin de araştırmanızı öneririm. Bu ancak kendi kendinize kanıtlayabileceğiniz bir konudur.
Öncelikle biraz kendimden ve insanlarımdan, yani atalarınızdan söz ederek başlamak istiyorum.
Sümer, Mısır ve Babil kültürlerinize ait tarih metinlerinizde benden sıkça söz edilmektedir. Lyran soyundan gelen safkan bir Pleaidian’ım; diğer bir deyişle, Avyon Kraliyet Soyu’ndan geliyorum. Kraliyet kelimesiyle, İnsan prototipinin DNA sarmalına örnek oluşturması için yaratılmış olan Sananda’nın bir görünümü olan atamız Amelius’tan söz ediyoruz. Irk olarak, sizlere göre çok uzun boyluyuz; boylarımız sizin ölçülerinizle ortalama 3 metre civarındadır. Altın ya da platin sarısı saçlarımız, mavi gözlerimiz, beyaz tenlerimiz vardır. Ben 2.97 metre boyunda, platin sarısı saçlı ve mavi gözlüyüm. Lyra insanları orijinlerinde platin sarısı saçlı, mavi gözlü ve beyaz tenlidir. Bedenlerimizin ve saçlarımızın etrafındaki altın renkli ışık huzmesi, aslan insanlarla ya da bazılarının onlara verdiği isimle, Feline’ ler ile birleşmemiz sırasında ortaya çıkmıştır. Atalarım, Lyran takım yıldızında bulunan Vega yıldız sistemindeki Avyon adlı gezegenden gelmişti. Kurucuların ve Evrensel Ruhsal Hiyerarşi tarafından öngörüldüğü üzere Felineler tarafından tohumlanan ve geliştirilen insan ırkının kökeni Avyon’a dayanır. Aynı zamanda evrenimizin dokuz kurucusundan biri olan Sananda’nın da kendisini Amelius olarak gösterdiği yerdir. Amelius, Avyon gezegenindeki ilk insan bedenindeki ilk ruhtu. Onun soyu, Amelius soyu olarak bilinir; yani Avyon Kraliyet Soyu.
Sizin zamanınıza göre milyonlarca yıl önce, Avyon Kraliyet Soyu, Pleaides’e göç etti ve oraya yerleşti. Samanyolu Galaksisi’ndeki diğer yıldız sistemleriyle kıyaslandığında, gezegenler ve yıldızlar arasında, Pleaides en yenilerdendir. Ailenin babası Devin tarafından yönetilen atalarımız, Pleaides’i dokuz Kurucu’nun yeni evi olarak teslim almışlardı; çünkü orijinal gezegenleri Lyran Avyon yaşanmaz hale gelmişti.
Bizler bağımsız insanlarız. Ama her zaman öyle değildi. Nibiru’nun yaratılmasından önce, kendilerini sadece dişil özelliklerle ifade eden bir ırktık. Nibiru’da yaşamaya başladığımızdan beri, bize bağımsızlık eğilimini getiren eril özelliği deneyimliyoruz. Irk olarak, ikisinin arasında bir denge kurmak için çalışıyoruz; buna entegrasyon aşaması diyebilirsiniz.
Şimdi biraz da Nibiru’nun kendisinden söz etmek istiyorum. Nibiru kızıl renkli, yüzeysel açıdan zengin, güzel bir gezegendir; yeni bir güneş olarak gelişimini başlatan ama uzun, çok uzun zaman önce yaşanan küresel bir felaket yüzünden bu gelişimi duran Jüpiter’e çok benzer. Güç alanımızdaki altın rengi, ona morumsu bir hale kazandırır. Bizler sizin gibi gezegenin yüzeyinde değil, içinde yaşıyoruz. Gezegenimizin dış yüzeyi, sizinkinde bulunmayan bir tür metalden oluşmuş bir tabakayla kaplı. Gezegen/gemimizin etrafını saran koruyu güç alanları, gezegeninizde yaşamış eski kültürlerin – bunlardan biri de Mısır idi – insanlarının sözünü ettiği parlaklığı yaratır. Gezegenimizin etrafındaki halkalar, uzayda yolculuk yapmamızı sağlayan itici gücü oluşturur ve Nibiru’nun etrafındaki parlaklığı güçlendiren de budur. Nibiru, Galaktik Federasyon tarafından barışı korumakla görevli bir savaş yıldızı/gezegen olarak tasarlanmıştı. Amacı, galaksimizdeki farklı ırklar arasındaki uyumu sağlamaktır. Pleaides, galaksimizdeki tüm insan ırkının asıl vatanıdır ve uzun bir süre önce Vega sistemiyle yer değiştirmiştir.
Nibiru, Dünya’dan dört kat daha büyüktür. Kuşaklar boyunca uyum içinde yaşayabilecek birçok ırk ve türü alacak kadar yere sahiptir. Güzel gölleri, denizleri, okyanusları, dağlan ve vadileri vardır; tıpkı Dünya gibi. Aklmıza gelebilecek her tür ağaç ve bitki yetişir. Nibiru, asıl vatanımız olan Avyon’un bir kopyası olarak tasarlanmıştı.
Avyon’un iki güneşi vardı ve bu da gezegeni tropik bir cennete çeviriyordu. Gezegen/gemimizin içindeki ışık yapay olmasına karşın, Nibiru hâlâ yeşil bir cennettir. Gezegenin bizim yaşadığımız iç tarafında yapay gündüz ve gece oluşturulmuştur. Dünya’da gördüğünüz bitkilerin çoğunun tohumları, Nibiru’daki zengin laboratuarlarımızda geliştirilmiştir. Tıpkı sizin gezegeninizde olduğumuz gibi, bizim de şehirlerimiz ve kasabalarımız vardır.
Barışı koruyan bir savaş yıldızı olduğumuzdan, savunma ve keşif gemileri için devasa boyutlarda bakım ve depo
birimlerimiz vardır. Uzay Yolu adlı dizinizdeki Enterprise adlı gemi, amacı göz önüne alındığında Nibiru’ya çok benzer.
Ruhsal açıdan yaklaşırsak, Nibiru’nun dişil eğilimli Pleaidianlar’ın negatifliği deneyimlemesi için büyük bir fırsat sunduğunu söyleyebiliriz. Kolonileri korumak zorunda olmak, bizi negatiflikle karşı karşıya getirdi ve dolayısıyla da korkuyu deneyimleyerek kökenlerini anlamamızı sağladı. Irk olarak, fazla negatiflikle karşılaşmadığımız için durgun bir hale gelmiştik. Negatiftik, ruhsal büyüme açısından büyük önem taşır. Gezegenimizde hiç negatiftik olmadığı için, gelişme de olmuyordu. Bu sorunun çözümü, Nibiru’nun yaratılmasıydı.
Nibiru, evrendeki en üstün teknolojiyle donatılmıştır. Ben henüz çocukken, gezegenin operasyona başlatıldığı o büyük günü anlatmışlardı. Fazlasıyla eğlence, ziyafet ve kutlama vardı. Nibiru, bir savaş yıldızı olmaktan öte önem taşır. Bizim için, ruhsal gelişimimiz için kendimizi fiziksel ortamda ifade edebilmek için bir araçtı. Aynı zamanda yeni evimizdi. Nibiru’nun açılışı, görülmesi gereken bir zamandı.
Atam Niestda, Nibiru’nun ilk hakimi ve kumandanıydı. On yedi kuşak sonra, Galaktik Federasyon üvey ağabeyim Alalu’nun görevini bırakmasını isteyince, Nibiru’nun yönetimi bana verildi. Babamın ölümünden sonra yönetimi devralmış ve soylu bir şekilde görevini sürdürmüştü. İyi bir kumandandı ama o zamanlar artık insanların ve pozisyonunun ihtiyaçlarını karşılayamıyordu.
Alalu, Sürüngenlere karşı verilen bir savaşta karısını ve kızını kaybetmişti. Uzaklaşması gerektiğini hissediyordu. Altın araması için Dünya’ya gönderildi. Bu tür yolculuklardan hoşlanırdı ve karısıyla kızının acısını hafifletmesi açısından yardımcı oldu. Büyük bir savaşta onunla aramda iktidar mücadelesi olduğu konusunda yazılar olduğunu biliyorum ama bu doğru değil. Bunu yapan kişi, torunum Marduk idi. Marduk hakim/kumandan olduktan sonra, tüm yazılı belgeleri değiştirdi.
Sizin zamanınızla M.Ö.2200 yılında Marduk güç kullanarak elimden alana kadar, Nibiru’nun hakimiydim. 480,000 yıl önce gezegeninize ilk kez gelmemden uzun zaman önce yönetmeye başlamıştım. Şimdi kardeşim ve eşim Antu, kızım Ninhursag, oğullarım Enlil ve Enki, ayrıca bir grup aile üyesiyle birlikte Pleaidian ana gemisinde yaşıyorum. Şu anda, zengin laboratuarlarımızın bulunduğu Satürn gezegeninin yörüngesinde 5. boyuttayız.
Bu Pleaidian ana gemisinde Nibiru’dan, diğer gezegenlerden ve galaksilerden gelen ırklar, Dünya ile ilgili İlahi Plan’ın yerine getirilmesi için ortak görevlerini sürdürüyorlar. Bunların birçoğu, siz Dünya insanlarının yıldız tohumlarını veren diğer ırklardır. Ayrıca, yıldız tohumlarının ebeveyn ırklarının bazı temsilcileri de bizimle birliktedir; Dünya’da enkarne olmuş çocuklarına rehberlik vermek amacıyla transfer ruhlar da bu gemidedir.
Dünya üzerindeki insanlarımız aracılığıyla sizinle çalışmak çok heyecanlı bir iş. Onlar Galaktik Federasyon‘un Nibiruan Konseyi’nin elçileri ve aynı zamanda da “Avyonian”lar olarak bilinmektedir. Aranızda enkarne olmuş bu çok sayıdaki elçiler, gerçek atalarınızla ilgili bilgileri yaymakta, sizler 3. Boyut gerçekliğindeki son sahneyi oynamaya hazırlanırken, bizim getirdiğimizi yardımla ilgili güzel haberi vermektedirler. Yalanda bu büyük oyunu bitirecek ve 5. Boyut gerçekliğine geçerek yeniden bizlere katılacaksınız. Çoğumuz 5. ve daha yüksek boyutlarda yaşamamıza karşın, şimdi Nibiru 4. Boyut’tadır. Pleaidian ana gemisindeki bizler ise 9. Boyut kanalıyla 6. Boyut’tayız ve bu zamanda enkarne olduk.
Ben, Galaktik Federasyon’un Nibiruan Konseyi’nin 6. Boyut Bölümü’nün başıyım. Şu anda en önemli görevimiz, adına “DNA Kodlaması ve Yeniden Bağlantı” süreçte insanlığa yardımcı olmaktır ama aynı zamanda evreninizin ve gezegeninizin tarihini öğrenmeniz için de çalışıyoruz. Bu süreçte, Dünya Ruhsal Hiyerarşisi’nin Christos Ofisi ile de çalışıyoruz. Biraz sonra bu konuda biraz daha bilgi vereceğim. Nibiruan Konseyi, oldukça büyük, çok katmanlıdır ve Dünya’nın yanı sıra gezegeninizdeki diğer gezegenlere de yardım sağlar. Birçok galaksiden ve yıldız sistemlerinden gelen varlıklarla birlikte çalışıyoruz.
Şu anda rehber ırkımız olan ve Sirius A’da yaşayan Felineler ile yakın bağlantıdayız. Buna Sirian/Pleaidian İttifakı deniyor. Sözünü ettiğim bu DNA Kodlaması üzerinde birlikte çalışıyoruz. Size ebeveynlik etmemizin dışında, aynı zamanda tarihinizle ilgili yeterince bilgi almanızı da sağlıyoruz. Felineler, astral bedenlerinizdeki DNA implantasyonunu ayarlıyor ve eterik bedenlerinizdeki on iki sarmallı DNA liflerini endokrin sisteminize yerleştiriyorlar. Christos Sirianları Dünya üzerinde Yeniden Kodlama sürecine girmeye hazır olanlara ulaşabilmemiz için bize yardım ediyorlar. Bu kişilerin rehberleriyle birlikte çalışıyor, süreç için temizliğin ve arınmanın sağlanmasına uğraşıyorlar.
Şimdi, evreninizin tarihini sizlerle paylaşmak için birlikte bir zaman yolculuğuna çıkmamızı öneriyorum.
KIYAMET İN KISA TARİHİ
İnsanlık, varoldugundan buyana kıyametle ilgili düşüncelerin ve bilgilerin peşinden gider olmuştur.Uygarlık tarihine baktıgımız zaman ,MU ve Atlantis ile başlayan birinci uygarlık,güney afrika ile başlayıp nil vadisinde yeşeren Sina yarımadasının kızıl denizinde ilk insan toplulukların üretime geçtigi günümüzden 7600 yıl önce sümer devletinin ilk şehri Eridu ile yükselişe geçmiş.üçüncü uygarlık ise orta asyanın göbeginden çıkmış.Pakistan nı boydan boya ikiye bölen indus nehrinin yakınlarında,harappanın etrafında çevrelenmiştir.Şimdikilerde ise bu uygarlıklardan damla damla bilgi kırıntıları ile günümüz uygarlıgını şekillendirir olmusuzdur.
Arkelojik çalışmalar sonucu buldugumuz fosillere baktıgımızda 650 milyon ile 1.6 milyon yıllık zaman dilimi ile karşılaşmaktayız. Demekki üç uygarlıgın göbeginden binlerce devlet, yüzlerce imparatorluk kurulmuş ve yıkılmıştır.
İnsan denen canlının ilk tarihini kutsal kitapların ilkinde Tevrat ta görmekteyiz. Tevrat insanlık tarihi olarak öngördügü zaman dilimi 7000 yıllıktır. Bu zaman diliminde ilk insanın nereden geldigi ve ne amacı olduguna dair bilgilere ışık tutmuştur. Tevratta daha eskiye baktıgımızda ,sümerlerin yazıtlarında dünyanın tufanla birlikte insanoglunu yeryüzünden sildigine ilişkin bilgiler vardır. Tufandan önceki eski kayıtlara baktıgımızda karşımıza mu ,atlantisler,yılanogulları,anunnakiler, nefilimler ve dahası yüzlerce tanrısal varlıklarla karşılaşırız.
Kozmik düzeyde en uç sınırlara ulaşmış varlıkların, kendileri gibi olanların bu dünyada ulaşmak isteyecekleri bir üst sınırın başlangıç ve sonla olmayacagının mutlaka altının çizilmesi gerekecegin bilinmemesi sonucu atlantisin sonunu hazırlamış olabilir. Tevrat ın başlangıç alfabesi bet ile başlamaktadır. Halbuki alef ile başlattıgımız zaman başlangıçta tanrı gögü ve yeri yarattı, degiştirirsek Başlangıcın Tanrısı gögü ve yeri yarattı diye başlar . Demek oluyor ki, bilmedigimiz bir yerlerde bizim farklı algıladıgımız varlıkların kendi vizyonlarını şekillendirdigi çıkmaktadır.Tabii ki bu demek degildirki, inaçlarımız birgün ummadığımız bir sonuçla karşılaşacaktır. Burası farklı yorumlara açık pencere olarak bırakılabilir. Kur’an-ı kerim e bakıldıgında ilk ayetin oku olarak başlamasının farklı hikmetleri olacaktır,tasvip edenler için.
2012 tarihi herkes için bir yok oluş veya degişim olarak algılanmaktadır. Mayaların kullanmış oldukları takvim büyük hesaplardan oluşmaktaydı. Yılları milyon yıllık batumlara dönüştürmüşlerdi. Son batum olarakta 2012 yılını göstrdikleri vakit ister istemez büyük bir kehanetin temelini atmış bulunmaktadırlar. Bu zaman dilimi 2012,2013,2016 da olabilir. Bilim adamı Kozirev, zamanın başlangıcından bugüne degin aynı akmadıgını dünyamızın farklı kuşaklardan geçtigini belirtmektedir. Hatta herzaman dünya güneşin bombardımanına maruz kalmakta bu bazen medeniyetleri bile etkilemiştir. İnsnoglu güneş ışınlarını en iyi şekilde kullanacak bir şekilde evrimleşmiştir. Görme yetimiz ve yaşamımız hep buna duyarlıdır.
İnsanlık kendinin yok oluşu hikayesinin kıyametle ilişkilendirmesi, on bin yıl önce insan topluluklarının dinle ilgilenmesi sonucu açıga çıkmasıyla farklı bir güç kazanmıştır. Milyonlarca yıl önce kaybedilen kozmik bilince sahip olmayı, bilimde ve dinde arama girişimleri günümüz insanına yeni bir kültür kazandırmıştır.
Dünyamız insanoglunun gördügü zaman diliminden çok milyonlarca yıllık bir zaman dilimine ve dış uzaydan gelen meteorlar,kuyruklu yıldızlar,astrodilere şahitlik etmişdir. Canlı türleride zamanla görülmeye başlandıgı vakit ,kendini insanogluna misafir etmiştir.
Kıyamet, insanlıgın özgür seçimi degildir. Fakat bu canlı formlar içersinde daha iyi bir yaşam kapısının aralamak zorunda oldugu kendisinin özgür iradesine bırakılmıştır.
kimbilir insanlık bir sonraki adımı merakla bekleyecektir…..
YAZAR: TUNCAY GÜMÜŞ
Hopi Kızılderilileri ve Esrarengiz Kehanetleri
Hopi adı hopitu kelimesinden gelen “barışcıl” anlamı taşımaktadır. Hopi kızılderilileri de Arizona bölgesinde yaşamış uysal bir kızılderili kabilesidir. M.Ö 700 yıllarında dahi yapmış oldukları çok katlı evler ve gelişmiş tarım faaliyetleri hopilerinde özel bir uygarlık olduğunu düşündüren nedenlerdendir. Mayalara komşu topraklarda yaşamış olan Hopi kızılderilileri Maya takvimi kadar detaylı ve derin bilgiler bırakmasalarda günümüz yaşamı için esrarengiz kehanetlerde bulunmuşlardır.
Metafizik bir kültüre sahip olan, zaman ve mekan kavramları bizden farklı olan hopiler, bundan önce dünyanın 3 kez yıkım geçirdiğine inanırlar. 3.yıkımda ise başrolu su oynamaktadır. Yine hopilerin inanışına göre ataları ve yol göstericileri Dünya dışı bir gezegenden gelen varlıklardı. Hopilerin 3.bin yıl, yani şuan içinde bulunduğumuz zaman dilimi için kehanetleri ise bize bazı şeyleri çağrıştırıyor. İşte hopi kızılderililerinin 3.bin yıl için kehanetleri;
Hopiler 3.bin yılın başlarında Güneş sistemimize mavi renkte bir yıldız gireceğinden söz ediyorlar. Onara göre bu mavi yıldız dünya yaşamında büyük değişikliklere sebep olacak. Yıldızın oluşturacağı manyetik titreşimler tüm insanlığı ve dünyayı korkunç bir şekilde etkileyecek fakat bunun sonunda insan zihni açılacak ve insanlık yükselmeye başlayacak. Hopi kızılderililerinin bu kehaneti elbette ki aklımıza marduk söylentilerini getiriyor. Ancak hopilere göre Mavi yıldız gök yüzünde bir güneş gibi görünmeden önce aşağıdaki 9 kehanet gerçekleşmiş olacak. Bu 9 kehanet ise şöyle;
1- Beyaz tenli adamlar gelecek ve gök gürültüsü gibi sesler çıkaran silahlar kullanarak kendilerine ait olmayan toprakları zorla alacaklar.
2- Garip sesler çıkartarak dönen yuvarlak cisimler topraklarımız üzerinde hareket edecek.
3- Bufaloyu andıran uzun boynuzlu hayvanlar bir ülkeyi işgal edecek.
4- Topraklarımız uçsuz bucaksız yılan telleri ile kesilecek, bölünecek.
5- Taştan nehirler topraklarımız bölecek.
6- Toprağımızın üstü ve altı dev örümcek ağları ile sarılmış gibi olacak.
7- Kap kara olan denizler birçok canlının ölümüne sebebiyet verecek.
8- Dünyanın üzerinde göklere yerleştiği duyulan birşey büyük bir gürültüyle dünyaya düşecek.
9- Dünya ileri geri sallanmaya başlayacak ve tüm bunlar büyük bir yıkımın, Mavi yıldızın habercisi olacak.
Bu dokuz hopi kehanetini yorumlamak gerekirse birçoğunun gerçekleştiğini görüyoruz aslında. İlk kehanet Hitler Almanyası ve nazileri, ikinci kehanet her türlü tekerlekli taşıtı ifade ediyor olabilir. Yılan tellerden kasıt demiryolları ve raylar düşünülürse, taştan nehirler de karayolları ve otoyollar diyebiliriz. Toprağımızn altının ve üstünün dev örümcek ağları ile sarılmış gibi olacak kehaneti ise, telefon, telgraf,özellikle yaygınlaşan ve gün geçtikçe hızla artan fiberoptik intenet kablolarına ve elektrik kablolarının her yeri kaplamış olmasına yorumlayabiliriz. Bu sonuça göre hopilerin beklediği mavi yıldızın gelmesi çok ta uzak değil gibi görünüyor.
Hopilerin bir başka korkunç kehaneti ise daha önce 2010 yılı için 3.Dünya savaşı öngören Kahin Vanga ile eşleşiyor. Hopi kızılderilileri net bir tarih belirtmeselerde yine 3. bin yılın ilk çeyreğini vurguluyorlar. Daha önce birinci ve ikinci dünya savaşını doğru tahmin etmiş olan hopi kızılderilileri 3. dünya savaşı içinde insanlığı uyarıyor. Bu sefer kimsenin korunamayacağını belirten hopi kızıl derilileri, Toz, duman ve külden bahsediyor. Gökten ateş yağacağını ve bu savaşta insanların kuru otlar gibi yanacağını söylüyorlar. Kullanılan silahların yıllar boyu toprakta tek bir fidan bile yetişmeyeceğine sebebiyet vereceğini belirtiyorlar.
Hopi kızılderililerinin kehanetleriyle birlikte tanıdığımız duyduğumuz ve merak ettiğimiz bazı söylentilerin bir kez daha karşımıza çıktığını görüyoruz ve bu şekilde yorumlayabiliyoruz. Birşeylerin değişeceğine verdiğimiz ihtimal gün geçtikçe dahada artıyor. Çünkü yaşadığımız hergün yeni bir felaket haberi duyduğumuzda pek de şaşırmıyoruz artık. Belkide ufak ufak alışıyoruz birşeylere.
Yazar: Seda Kübra Küçükaslan

Arif Baştürk
Seda Kübra Küçükaslan
İlkay Alkan