2012 ,Foton kuşağı,Maya takvimi ve Güneş fırtınalarıyla ilgili merakımızı mail yoluyla Rosmocos (Rusya Uzay Araştırmaları Birimi), JAXA ( japon Uzay Araştırmaları Birimi), CSA (Colombia Uzay Araştırmaları Dairesi),ASİ (İtalyan Uzay Araştırmalrı Birimi),NASA (Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi ) ve NOAA (Amerikan Ulusal Okyanus ve Atmosfer İncelemeleri Dairesi) gibi birçok üst düzey uzay araştırma birimine ulaştırdık.Ancak bugüne kadar bu konuda bize dönen bir tek NOAA oldu ve bizi sorularımızı sorabileceğimiz bir sayfaya yönlendirerek içtenlikle cevap verdiler.
AMERİKAN ULUSAL OKYANUS VE ATMOSFER İNCELEMELERİ MERKEZİNE SORDUĞUMUZ SORULAR VE CEVAPLARI
Fotonkusagi.NET : Biliyorsunuz ki 2012 yılı ile ilgili birçok söylenti var.Örneğin Nibiru,Foton kuşağı,Maya takvimi ve dünyanın sonu kehanetleri.
Merak ediyorum 2012 de bizi ne tür olaylar bekliyor.Eğer bu konuda bilgileriniz varsa bişeyler öğrenmek istiyorum.

NOAA :Doğru söylüyorsunuz dünyanın sonuyla ve bunların maya takvimiyle de tutarlılığyla ilgili birçok hikaye var.Bununla birlikte bu hikayelerin bilimsel bir geçerliliği yok.Peki 2012,2013 veya daha sonra Dünyayı ne bekliyor,bikere bu dünyanın sonu,batışı vs… değil.Gerçekten bu hikayelere ekleyecek herhangi bir birikimim de yok.Şuanda dünya 2012 ve öngörülebilir gelecek için oldukça sağlam..
Fotonkusagi.NET : Cevap için teşekkürler.Peki foton kuşağı hakkında ne düşünüyorsunuz? Gerçekten uzayın derinliklerinde biyerde böyle bir kuşak varsa,bunun 2012 de veya herhangi bir zamanda Dünyaya etkileri olacak mı? NOAA nın bu konuya ilgisi var mı?
NOAA: Öncelikle sana şunu söyleyeyim ki Dünyamız güvende, daha sonra şunu da kesin olarak söyleyebilirm ki foton kuşağının varlığının dahi bilimsel bir kanıtı henüz yok.
Foton ışığı meydana getiren temel bir parçacıktır.Bu parçacıkların Kara Deliğin çekim etkisine maruz kalması sonucu bir ışık hüzmesi şeklinde kara delik etrafında bir foton küresi oluşumu fikri düşünülebilir. Buna foton kuşağı denirse bu olay fiziksel olarak mümkündür.Ancak böyle bir çekime maruz kalmayan fotonlar düz bir şekilde yollarına devam ederler.
Fotonkusagı.NET: Eğer problem olmayacaksa birşey daha sormak istiyorum.2012 ile ilgili bazı gazetelerde bir rapor okudum.Rapora göre 2012 yılındaki güneş fırtınaları çok güçlü olacakmış ve bundan dünyanın bazı bölgeleri çok fazla etkilenecekmiş.Bu doğru mu?Güneşteki bu aktiviteler ve 1859 daki Carrington olayı hakkında siz ne düşünüyorsunuz?
NOAA: Güneşteki aktiviteler genellikle 11-12 yıllık periyotlarla tekrarlanır.2010 ve 2011 yıllarında zirveye ulaşması beklenen bir sonra ki solar döngü,yani 24.solar aktivite hakkındaki tahminler, yaklaşık 400 yıldan beri gerçekleşmemiş çok güçlü fırtınaların oluşması durumu ihtimaliyetinde,yani geçmiş solar aktivite kayıtları baz alınarak yapılmıştır.
Güneş fırtınaları Dünyanın manyetik alanına vurduğunda,bu etki manyetik alanın titrşerek sarsılmasına neden olur.Eğer bu sarsıntı çok güçlüyse biz ona jeomanyetik fırtına deriz.Bu fırtınalar aşırı şekilde devam ederse enerji kesintileri gibi, pusula ibrelerinin yanlış yön göstermesi gibi manyetik değişimlere neden olabilir.Bunun sonucunda çok güzel aura oluşumları da görülebilir.(Aura:rankli ve hareketli ışık demeti,gök kuşağı benzeri bir oluşum).Peki gelelim elektrik kesintileri,iletişim araçlarında problemler vs..vs böyle bir durumda bunlar tamamiyle doğal ve olması mühtemel şeylerdir,1859 carrington olayıda bunun hafif bir örneğidir. Ve bunların bi önceki 2012′ye dair sorularınla ve dünyanın sonuyla bi ilişkisi yoktur.
Sorduğumuz sorular biraz birbirinden kopuk oldu.Bunun nedenide NOAA nın cevaplarına hazırlıksız yakalanmamız.Bu kadar çabuk döneceklerini beklemiyorduk.Neredeyse her sorumuza 3-5 dakikada yanıt verdiler ve biz bu süre içinde soru soralım derken cevaplarını net çeviremememizden kaynaklanan bir kopukluk yaşadık.Sonuç olarak samimiyeti için NOAA ya teşekkürü bir borç biliriz.Thanks NOAA..Umuyorum bu davranışları diğer yetkililere de örnek teşkil eder.
Cevapları yorumlamak ve birazda eleştirmek gerekirse, NOAA bu işin yetkili bir mercisi ancak cevaplarında bilimsel kanıt yok ifadesini çok fazla kullanıyorlar.Bilimsel Merci Sensin kanıtın yoksa böyle birşey yok saçmalık bunlar,hepsi uydurma demen gerekmez mi? Bilimsel kanıt yok derken açık kapı mı bırakmaya çalışıyolar aceba diye düşünüyorum.Bunu da soracaktım fakat ilk etapta fazla canlarını sıkmak istemedim:).Zaten hiçbir yetkili Mercinin de Marduk yaklaşıyor,Foton kuşağına gireceğiz,yeni bir çağa başlayacağız gibi cevaplar vermesini de beklememek lazım.
Resmin üst kısmındaki mail kişisel adresimdir, merak ettiğiniz birşeyler olursa öncelik Fotonkusagi.net@gmail.com adresidir veya site içi yorum kısımlarıdır.
Bilgilerimiz arttıkça paylaşımlarımız sürecektir…
Arif Baştürk
Seda Kübra Küçükaslan
Ece Bostancı
Ocak 20th, 2010 on 22:01
son sorunuzun daha önceki 2012 sorularıyla alakası olmadığını söylemişler. ama büyük bir güneş patlaması bekliyorlar ve bu da 2012 ye denk geliyor?
kendi kendilerine zıt açıklama değilmi bu ?
Ocak 21st, 2010 on 00:15
ayrıca burdan adminlere sesleniyorum. GJ 758 b adlı aralık 2009 ayında keşfedilen ”yeni” gezegenden haberiniz yokmu?
eğer haberiniz varsa bunun marduk olabileceğini düşünmedinizmi?????
saygılarımla
Ocak 23rd, 2010 on 15:56
Cevapfatih: son soruda güneş patlamalarının olabilir şeyler olduğunu,belirli periyotlarla gerçekleşen,bilimsel bir dayanağı olan aktiviteler olduğundan bahsediyor,yani maya takvimi,foton kuşağı, marduk vs..gibi henüz ortak bir yargının oluşmadığı konularla alakalı olmadığından bahsediliyor benim anladığım o. Aralık ayında gözlemlenen GJ 758 in ise ne olduğu hakkında ayrıntılı açıklamanın ocak ayında yapılacağı söylendi ama şuana kadar bunun hakkında pek bi bilgiye rastlamadık.Büyüklük olarak yıldızdan ufak bazı gezegenlerden de daha büyük olduğu ifade edilmiş peki Marduk olabilirmi,belkide olabilir,bizim bildiğimiz marduku zaten bu inkar eden bilim de biliyor ve bu belkide yeni keşfedildi Adı da şu şu olsun diye önümüze konacak. O da belki GJ 758 adını verdikleri gök cismidir. Her yerde aynı tip haberler var bu cisim hakkında, daha ayrıntılı bilgiler bulduğumuzda veya açıklama falan yapıldığında burada paylaşılacaktır Fatih arkadaşım.
Ocak 23rd, 2010 on 18:02
admin arakadşıma cevabı yazısı için çok teşekkür ederim. profesör doktor ahmet maranki’nin bu konuyla ilgili olan videosunu defalarca izleme fırsatım oldu. ve benim ulaştığım kanıyı açıklamak istiyorum.
diğer yazılarınızda da 2012 de meydana gelmesi beklenen 4 şeyden bahsetmisiniz. (1-marduk 2-foton kuşağı 3-maya tak. bitişi 4- güneş patlamaları)
profesörün bahsettiğim videosunda küçük bir noktada bu soruların cevabını buldum!
bulduğum cevaplar:::
1– 2012 de bu saydığımız 4 olayın AYNI ŞEY olduğu. yani; marduk (mordaks geçişi olarak söyledi) adlı gezegen sandığımız şeyin ve nasanın keşfettiği gj 758 ve 758 b isimlerini verdiği gökcisimlerinin (ki bunlara gökcismi demek pekte doğru olmaz bunlar daha çok enerji) foton kuşağı dediğimiz şeyle AYNI olduğu.. MAyaların takviminin ise bu AYNI sebepten bittiği, (yani; marduk veya nibiru veya gj758 b nin dünyaya yapacağı değişik etkiden dolayı takvimin bittiği)
2-NASA’nın açıkladığı büyük güneş patlamalarının ise; yine bu foton-marduk-nibiru-gj 758 (hepside aynı şey…) ile enerji farklılıklarından dolayı olacağı, bu güneş patlamalarının NORMAL olmadığı (Bakınız sayın admin; her 11 yılda bir vs. olanlardan farklı bir etki beklediklerini açıkladılar. hatta insanlığın yeniden taş devrine dönebileceği kadar büyük bir etki beklediklerini beyan ettiler.konuyla ilgili link verebilirim)
bütün bunların ışığında diyebilirmki; bu 2012 olayları farklı değil hepsi AYNIDIR. bilmecenin küçük parçalarıdır. ben birleştirğimi sanıyorum ve birleştirince ortaya bu çıkıyor. Sonuç olarak 2012 de dünya BÜYÜK çapta enerji değişimine mağruz kalacağı ortadadır. Bu kıyametmidir yok oluşmudur veya altın çağmıdır onu bilemem.
saygılarımla
Ocak 27th, 2010 on 01:36
Evet Fatih arkadaşım,bütün bu 2012 ile ilgili konuları burada farklı farklı kategorize ettik,marduk gelecek, dünya foton kuşağına girecek, Maya takvimi bitiyor, Farklı bir boyuta geçilecek vs..Dediğin gibi bunlar farklı şeyler ama birbiriyle muhakkak ki bağlantılı şeyler,eğer böyle şeyler olacaksa tabi.Herbiri diğerini tetikleyecek yani birbirlerinin oluşumuna katkı sağlayacak, zincir gibi birbirini takip edecek olaylar diyebiliriz. Çok iyi bir tespite varmışsın işin özü de bu zaten bu parçaların birleşmesi. Zamanla daha bi netlik kazanır diye düşünüyorum, arkadaşlarla da hem yerli hem yabancı kaynakları takip ediyoruz.Ancak şu sıralar bi durgunluk var gelişme katedilmiyo bu konularda,fırtına öncesi sessizlik mi bilemiyorum,bakalım zaman ne göstericek.
Nisan 8th, 2010 on 19:08
ben merak ediyorum admin arkadasim cevap verirsen sevinirim nsa nin dedigine gore uzayda kesf ettikleeri yeni cisim bir galaksiymis mardukkun olmadigini soyluyorlar isinde en iyi olan bilim adamlari onlara sacmalik peki simdi marduk kizil gezegen iste yani gunes sistemine girmis olsa herkez goremezmiydi yani gizlenemez di deme ve nsa gorede bu soylentileri bu isten kar cikarmak isteyenler yapmis hatta kiyamet icin mazeme satip insanlarin korkusundan yararlaniyorlarmis bu gene biraz mantikli gelmiyormu insana cevabinizi bekliyorum admin arkadasim?
Nisan 8th, 2010 on 19:38
Oncelikle herkeze merhaba ben su demek istiyorum nsa nin dedigine gore niburu diye bi sey yok hepsi uydurma seyler ve arti NOAA da farkli bi sey soylemiyor pek oda nibirunun olduguna dahil bi kanit olmadigini soyluyor ve isinde en iyi bilim adamlarida bunu idda ediyor simdi benim merak ettigim nibiru diye bi gezegenin oldugu kanitlandimi eger boyle bir sey varsa acemi bir astturonom tarafindan da gorulmezmiydi yani boyle bi sey saklanamazdi ben ce admin arkadasim cevabini bekliyorum merak ediyorum cunku bunlari bana yorumluyabilirmisin lutfen?
Nisan 8th, 2010 on 22:51
öncelikle selamlar…
arkadaşımızın dedigi gibi niburi diger deyimiyle sümerlerin marduk dedigi gezegen .amerikalılar bu teori üzerinde yaklaşık 20 yıldır çalışma yaptıkları kesin gözüyle biliniyor .bizim ülkemizde ise sümer ve kadim uygarlıklar hakkında araştırma yapan insanımız çok az.bu böyle oldugu sürece .kaynak bilgi yönünden yabancı araştırmacıların bilgilerinin peşinden gitmekteyiz.marduk 5600 yıl önce sümerler tarafında geçiş gezegeni olarak bildirilmiş ve öyle yorumlanmış .günümüze gelen arkeloji bilgileri bunu göstermektedir.fakat şu nokta varki evren büyük bir olasıkların ve kaosun hüküm giydigi yer.bu sebebple binlerce tarih öncesi yaşanan bu durumun olabildigi gezegeni araştırmak tabiiki zor bir aşama.bu sebepledirki ya ulaşıldı yada insanlar için yeterli bilgi verilemiyor………….
Nisan 9th, 2010 on 16:19
Ne yani simdi marduk gezegeni bulunmus bi sey mi yani peki bulunduysa gunes sistemine girmisse bunu herkez gorebilir yani olmadigini soyleyemezler nsa ya da noaa ama boyle bi gezegeni bu isle ilgilenen bilim adamlarindan kimse daha gormedi deyil mi ve bi de baska sitelerden duyduguma gore 2011 var sa boyle bi gezegen gozle gorulcekmis yani boyle bi sey olcaksa nsa neden inkar etsin ki boyle biseyi vede bu olayi duyuran kisiye bakin ornegin adam suan koseyi donmus zengin olmus bu olay sayesinde
Nisan 9th, 2010 on 16:47
ve zaten boyle bi sey 2 sene kalmis olsaydi bu gezegen gorunmezmiydi simdiye kadar goren var miyani varsa ben bilmiyom zaten nsa yok duyor insanin icine o kadar cok islenmiski bu konu nedeseeler kimse inanmicak 2012 ye kadar bundan oncede kac kere oldu 2000 yilindademislerdi bi sey olmadi 2003 de demislerdi o da bos cikti 2006 da vardi o da bos cikti
Nisan 10th, 2010 on 15:21
Marduk diye bir gezegen NASA ya göre yok, NASA yok diyorsa biz var diyoruz diye birşeyde yok, Marduk diye bir gezegen var dünyaya çok yakın geçecek bu da çeşitli afetlere sebep olacak diye biz demiyoruz. Bunu savunan bilim ve ilim adamları da var, sosyologlar var, arkeologlar var. NASA her hafta yeni bir gökcismi keşfettiğini duyuruyor, minik gezegen diyor, gezegencik diyor, x diyor, GX76 diyor vs vs, Elbetteki Marduk yok dyen nasa gördüğümüz gök cismi Marduk demez. Çıplak gözle görünme olayına gelince Teorilere göre Mardukun yörüngesi dar fakat uzun bir yörünge, Dünyamızın ki gibi geniş ve elips değil. Bu sebeple kısa zamanda çok fazla açısal yerdeğiştirme yapabilir.
Nisan 10th, 2010 on 20:01
peki yani bu isle ilgilenen yetkili kurumlar olmadigini soyluyor deme pki buda daha oncekiler gibii bos cikma olasiligi yuksek ben ce peki bi de marduk goren biri varmi ki yani oldugu diye iddaa ortaya cikti
Nisan 10th, 2010 on 20:02
yani kimse gormediyse neden boye bi gezegenin oldugunu soyluyorlar
Nisan 11th, 2010 on 03:05
yapmayın arkadaşlar bir gaz kütlesiden ibaret olan bir gezegenden bağsediyorsunuz… içerisinde sıcaklık ve gaz barındıran hangi gezegene yaklaşsa aynı şeyler meydana gelir ısı artar
bu sıtandarttır ve değişmez.. bunu bilmek için geometrik bilimler yada astronimi uzmanı olmanıza gerek yok..
ÖNCE MARDUK GEZEGENİ Nİ TANIYALIM :
Marduk, 36 milyar km. uzaklıkta olduğuna inanılan ve 3661 yılda bir dönerek dünyaya yakın geçiş yaptığı iddia edilen gaz gezegen. İsmini Babil tanrılarının kralı Marduk’tan alır.
Son yörünge geçişini, MÖ 1649′da yaptığı iddia edilen Marduk, bir mite göre Thera yanardağının patlamasını da içeren bir dizi doğal âfete neden olmuş, Mısır’dan Çıkış mitlerine esin kaynağı oluşturmuş, yakındoğu başta olmak üzere dünyanın birçok yerinde siyasi ve sosyal dengeleri altüst etmiştir.[kaynak belirtilmeli]
Marduk, Babil ve Asurluların yaradılış destanlarında yer alan, tanrıların en bilgesi ve güçlüsüdür. Alexander Heidel’in yazdığı ve Türkçeye de çevrilen Enûma Eliş (Vaktiyle Yukarıda…) kitabında adı geçen bir yaradılış destanı kahramanı. Kötü tanrı Tiâmat’ı öldürmesi için özel olarak görevlendirilen ve onu öldürerek Babil şehrini kuran, yeri ve göğü yaratan, kendisine destek veren iyi tanrılara hizmet etsin diye insan soyunu da yaratan tanrı. Destan bir kısmı tamamıyla tahrip olmuş 7 kil tablet deşifre edilerek günümüze kazandırılmış. Yazıldığı tarih için ise, MÖ 700 den 1600 yılına kadar uzanan geniş bir aralığı söz konusu.
Uranüs gezegeninin yörüngesinde- ki tedirginlikleri bilinmeyen başka bir gezegenin yapabileceği varsayımından hareketle Neptün gezegeninin keşfi, matematiğin bir zaferi oldu. Bundan sonra Neptün gezegeninin yörüngesindeki düzensizliklerden yola çıkılarak 9. gezegenin bulunması için matematikçiler ve gökbilimciler seferber oldular. Sonunda Plüton gezegeni 1930 yılında bulundu. Ancak 2006 yılında boyutu nedeniyle cüce gezegenler kategorisi altına alındı.
Teorilere göre 10. gezegen denen Nibiru (NASA’nın 2001 KX76 olarak katalogladığı gezegen), güneş etrafındaki 3657 yıllık her dönüşünde dünya’ya yakın olarak gelip geçerken dünya üzerinde türlü felaketlere sebep olmaktadır. Bu seferki geçiş ise çeşitli kaynaklara göre 2012 yılında gerçekleşecektir. Güneş sistemimizdeki elemanlar olarak Zecheria Sitchin, Güneş’i ve Ay’ı da cisim olarak ele aldığında 11 cisim söz konusu olmaktadır. Nibiru’yu bu sisteme eklediğinde Sümer tabletlerini çeviren Sitchin’e göre 12 sayısına ulaşılmaktadır. Güneş ve Ay’ı saymazsak 9 gezegenden oluşan güneş sistemimizde Nibiru 10. Gezegen olmaktadır. Zecheria Sitchin’in kitabında anlatılan 12. Gezegen ile bugün tartışılan 10. Gezegen aynı gezegendir. Son zamanlardaki, Güneş sistemimizdeki gezegenlerin parlaklıklarındaki artış, Jüpiter’in uyduları ile arasında iyonize bir bağlantı oluşması, gezegenlerin manyetik çekim güçlerindeki artış ve değişimler, Jüpiter, Uranüs ve Neptün atmosferlerindeki sıra dışı değişiklikler dünya üzerinden teleskoplarla izlenmektedir. Son aylarda tüm dünya’da görülen atmosferik anormallikler ve çeşitli büyüklükteki depremlerin yoğunluk kazanması ile ilgili açıklamalar 10. gezegenin gelişi ile ilgilidir. Pioneer 10 ve 11′in Dünya’dan uzaklaşma hızlarındaki azalmaların da 10. Gezegen etkisi ile olduğu ileri sürülmektedir. Gezegenin gelişi ile ilgili Internet’ten toplanan bilgiler bu sayfada toplanılmaya çalışılmıştır.
Neler oldu?
1976: Zecheria Sitchin’in 12. Gezegen kitabı piyasaya çıktı.
1979: Zecharia Sitchin’in kitabının piyasaya çıkmasından 3 yıl sonra Amerikan Astronomi Birliği “Planet X” projesini başlattı.
1981: Pluto’nun yörüngesinde saptanan düzensizlikler üzerine 10. gezegenin var olup olmaması üzerine araştırmalar başlatıldı.
1982: NASA, resmî olarak 10. gezegenin varlığını kabul etti.
1983: Nibiru, NASA’ya ait IRAS (Infrared Astronomical Satellite) uydusu ile 10. gezegen olarak ilk defa görüldü
1992: Kuiper Kuşağı üzerinde ilk çalışmalar David Jewitt ve Jane Luu tarafından Hawaii Üniversitesinde başlatıldı. O tarihten günümüze değin Kuiper Bölgesinde 400 kadar nesne saptandı.
1998: 1970′li yılların başında gönderilen uzay araçlarının uzaklaşma hızlarındaki azalmalar dikkat çekti (Pioneer 10, Pioneer 11). 90′lı yılların başında bunun nedeni anlaşılamadı. Bu sene ise bunun 2001 KX76′nın çekim gücünden kaynaklandığı öne sürülüyor.
2000: NEOS (Near Earth Objects) projesi kapsamında 2001 KX76 dahil olmak üzere dünya yaşamını tehlikeye sokabilecek olası cisimler üzerinde çalışmalar başlatıldı.
Şubat 2001: Kuiper Kuşağı çevresinde dolanan CR105 isimli kuyrukluyıldızın yörüngesindeki belirgin düzensizlikler üzerinde çalışmalar başlatıldı. Düzensizliklere orada büyük bir gezegenin sebep olacağı sonucuna varıldı.
4 Nisan 2001: Gezegen, Arizona Lowell Gözlem Merkezince 2001 KX76 olarak Robert Millis ve arkadaşları tarafından resmi olarak kataloglandı.
7 Ocak 2001: İsviçre’deki Neuchatel gözlem evinde de gözlendi. Bilim adamları keşiflerini basına duyurduktan bir hafta sonra haberin asılsız olduğunu belirttiler.
11 Nisan 2001: National Optical Astronomy Observatory (NOAO) tarafından 10. gezegen, Trans Neptunian Object (TNO) 28976 = 2001 KX76 olarak onaylandı.
23 Ağustos 2001: ESO 2001 KX76′nın Ceres’ten daha büyük olduğunu duyurdu.
2001: Deep Ecliptic Survey isimli proje kapsamında Nibiru’nun ilk dijital resimleri çekildi (Tucson yakınlarındaki (AZ) Kitt Peak Ulusal Gözlemevi ve Şili’deki Cerro Tololo Inter-American Gözlemevi).
2001: Nibiru’nun albedosu, rengi ve diğer özellikleri 6.5-metrelik Magellan Teleskopu ile Las Campanas’taki gözlemevinde (Şili) saptandı (Magellan Instant Camera (MagIC).
2003: 10. Gezegenin yaklaşmasının etkisiyle dünyanın her tarafında çeşitli büyüklüklerde depremler olmaya başladı. Can kaybına yol açmayan hafif depremlerin sayıları artmaya başladı.
2003: 1980′li yılların ortalarından itibaren meydana gelen Güneş’teki anormallikler sebebi anlaşılamamıştı. Nibiru’nun etkisi ile Güneş’teki değişiklikler dünyadaki tüm güneş gözlemevlerinde ve uzaydaki SOHO uydusu ile incelenmeye başlandı.
17 Nisan 2003: 2001 KX76′nin ismi, “Ixion” olarak değiştirildi.
15 Mart 2004: NASA, Kuiper kuşağında yeni bir büyük cisim saptadığını duyurdu. 2003 VB16 olarak kataloglanan bu yeni cisme SEDNA ismi verildi.
6 Eylül 2006: 2003 UB313 (Önce Xena sonra Eris ismi verildi) Güneş’ten 97 Astronomik birim uzaklıkta 10. gezegen adayı olarak keşfedildi ve kataloglandı.
Neden 12. Ya da 10. Gezegen Deniyor? Madem Güneş Sistemimizde 9 Gezegen Var; Nibiru’nun 10. Gezegen Olması Gerekmiyor mu?
1. Güneş ( güneşte bir gezegen değil… oda galaksiyi yerçekimi ile ayakta tutan bir cisim sadece..)
2. Merkür
3. Venüs
4. Dünya
5. Ay ( bir gezegen değil.. diğer gezegenlerinde dünyadan büyük uyduları var.. )
6. Mars
7. Jüpiter
8. Satürn
9. Uranüs
10. Neptün
11. Plüto
12. Nibiru
BU DURUMDA DAHA KEŞFEDİLECEK GEZEGEN BİLE VAR….
Maya takviminin sonu olan 21 Aralık 2012, bazılarına göre Gregoryen takviminde Mayıs 2003′e tekabül ediyordu. Bu konuda iki görüş vardı. Şu an elde sadece 2012 görüşü kaldı.
Sümer tabletlerindeki bilgilere göre “AB.ZU” ismindeki ilk sistemde sadece Güneş ve 4 grup gezegen vardı. Gruplarda toplam 8 gezegen vardı. Yani “AB.ZU” ismindeki ilk Güneş sisteminde toplam 8 gezegen vardı. Bunlar:
Grup 1. Merkür ve Venüs
Grup 2: Mars ve Tiamat
Grup 3. Jüpiter ve Satürn
Grup 4. Uranüs ve Neptün
4 milyar yıl önceki güneş sistemimizde bugünkü dünyamız henüz yoktu. Eğer 4 milyar önceki güneş sistemimizin gezegenlerini Sümer metinlerindeki isimleri parantez içerisinde vererek Güneş’ten itibaren sıralarsak :
1. Merkür (Mummu)
2. Venüs (Lahamu)
3. Mars (Lahmu)
4. Tiamat (11 uydusu ile birlikte, uydularından en büyüğünün ise ismi Kingu)
5. Jüpiter (Kishar)
6. Satürn (Anshar) Satürn’ün o zamanlar Gaga isminde dev bir uydusu vardı. Gaga şu an bugünkü Plüto’dur.
7. Uranüs (Anu)
8. Neptün (Ea)
Modern astronominin bugün hala cevaplayamadığı konuları Sümer tabletlerinden okuyabiliyoruz. asteroit kuşağının kökeni, asteroit kuşağının gezegenlerin dönüş yönünün aksi yönde dönmesinin sebebi, Satürn’ün ve Plüton’un halkalarının kökeni, Ay’ın, Dünya’nın kökenleri, Triton’un dönüş yönünün gezegenlerin dönüş yönünün aksi yönde dönmesi ve kuyrukluyıldızların kökeni gibi soruları Sümer tabletlerinden öğrenmekteyiz. Tabletlere göre bugünkü dünyamız eskiden Tiamat denilen büyük bir gezegenin bir parçasıydı. Tiamat’ın o zamanlar 11 uydusu vardı. Tiamat okyanuslar ve denizlerle dolu çok sulak ve nemli bir gezegendi.
Tiamat iki parçaya ayrıldı. Tiamat’ın büyük parçası Dünya’mızı, diğer küçük parçası parçalanarak asteroit kuşağını oluşturdu. Bugünkü asteroit kuşağını oluşturan parçalar bir zamanlar Tiamat’a aitti. Tiamat, Galaktik Federasyon tarafından 18 milyon yıl önce neden yok edildi? Çünkü Tiamat üzerindeki yaşayan reptoid/dinoid (ejder) uygarlığı tehlike arz ediyordu. Bu medeniyeti ortadan kaldırmak için Taiamat yok edildi. Daha ayrıntılı açıklama:
Gezegenlerin dönüş yönlerinin aksi yönden dört uydusu ile birlikte gelen Nibiru (Marduk) ilk önce Neptün ile karşılaştı. Çekim gücü ile onun yüzeyini tümsekleştirdi ve sonunda bu tümsek o kadar büyüdü ki gezegenden koptu. Böylece Neptün’ün uydusu Triton oluştu (Triton tüm gezegenlerin tersi yönünde döner). Daha sonra Nibiru Uranüs’e yaklaştı ve çekim kuvveti ile onun kendi etrafındaki dönüş eksenini eğdi ve ayrıca çekim kuvveti ile Uranüs’ün 4 tane uydusunun olmasına yol açtı. Bu uydulardan üçünü Nibiru kendisi aldı ve geride Triton’u olduğu gibi bıraktı. Böylece Nibiru’nun 4+3 yedi uydusu oldu. Nibiru Jüpiter ve Satürn’e yaklaşarak Güneş ekseni etrafındaki yörüngelerini çarpıttı. O anda Satürn’ün yörüngesinde bulunan Satürn’ün dev uydusu Gaga, Nibiru’nun etkisi ile Satürn’den uzaklaştı ve bugünkü Plüto halini aldı. (Plüto’nun diğer gezegenlere göre çok küçük boyda olması, yörüngesinin Neptün’le kesişmesi ve diğer gezegenlerin yörünge düzlemi ile olan büyük farkı gibi anormallikleri nedeniyle Prag’ta toplanan Uluslararası Astronomi Birliği, 24 Ağustos 2006′da Plüto’yu gezegen statüsünden çıkardı. Çünkü, Plüto hiçbir zaman gezegen olmamıştı. Sadece bir zamanlar Satürn’ün uydusuydu.) Nibiru’nun izlediği daha sonraki yolun üzerinde bulunan Jüpiter’in çekimi sebebi ile Nibiru, 11 uydusu olan Tiamat’a çok yaklaştı ve Tiamat çekim kuvvetleri ile ikiye bölündü. Bu olay öncesi Tiamat son derece sulak bir gezegendi (asteroit kuşağındaki şu andaki donmuş bol miktarlardaki buz). Ayrıca Nibiru’nun yörüngesindeki 7 uydunun tamamı Sümer Yaradılış epiği Enuma Elish’e göre Tiamat’a çarptı. Tiamat bu şekilde bir büyük bir küçük iki parçaya ayrıldı. Küçük olan parça parçalanarak asteroit kuşağını oluşturdu. Büyük olan da Gaia (Shan ya da bugünkü dünyamız) haline geldi. asteroit kuşağını oluşturan parçalar çekim kuvvetleri ile diğer buz vs. parçalarla birlikte çarpışma sonrasında Güneş’e doğru çekildiler ve bir kısmı Güneş’e düşerek yok oldu ama bunların büyük kısmı ise Güneş’e düşmeyip bugünkü asteroit kuşağı bölgesinde (Bir zamanlar Tiamat’ın yörüngesinin olduğu yerde) bir araya geldiler. Böylece diğer gezegenlerin dönüş yönünün aksi (Nibiru’nun geliş yönü ile aynı) yönde dönecek şekilde bugünkü asteroit Kuşağı oluştu. Büyük parça (Gaia) ise Güneş etrafında yeni bir yörüngeye oturdu ve bugünkü Dünya’mızı oluşturdu.
Tiamat, Neden Yok Edildi?
Reptoid/dinoid ırkının Tiamat üzerinde büyük kolonileri vardı. İnsanlar ve sürüngenler Tiamat üzerinde barış içinde yaşıyorlardı. Sürüngen ırk, insan ırkı ile birlikte yaşamak istemedi ve insanları yok etme isteği Galaktik Federasyon tarafından beğenilmedi. Bu yüzden Nibiru Tiamat’taki yaşamı yok etmek üzere görevlendirildi. Tiamat iki parçaya bölünerek yaşam yok edildikten sonra sürüngenler Maldek isminde küçük bir savaş gezegenine geçtiler. Bu gezegeni ileri teknoloji silahlarla donatmışlardı. Tiamat’ın eski yörüngesine yakın bir yerde Nibiru ile Maldek birbiri ile çatışmaya başladı. Nibiru’nun Maldek’e saldırısı sırasında reptoid/dinoid ırkı kendilerini savunmak için çok yoğun nükleer silah kullandılar. Maldek yok oldu ama Nibiru’nun yüzeyi de hasar gördü. Nibiru’nun koruyucu kalkanları iş görmez hale geldi. Yenilen reptoid/dinoid ırktan kalanlar kaçarlarken Venüs ve Mars gezegenindeki adına Hybornea denen başka insan kolonilerinin bulunduğu büyük yerleşim bölgelerini de yok ettiler. Reptoid/dinoid ırk bu yıkımdan sonra Güneş Sistemimizi ellerinde kalan gemileriyle terk etti. Maldek gezegeninden arta kalan parçalar, Tiamat’ın parçalarına karışarak asteroit kuşağına eklendiler. Böylece, bugünkü asteroit kuşağını oluşturan parçaların Tiamat ve Maldek’in parçalarından oluştuğunu biliyoruz. Nibiru’nun uydularının Tiamat’a çarpmalarıyla meydana gelen büyük yıkım sonucunda çok sulak bir gezegen olan Tiamat iki parçaya ayrıldı demiştik. Uyduların Tiamat’a şiddetle çarpmaları ile Tiamat ikiye bölünürken Tiamat’ın devasa okyanusları uzaya saçıldı. Bunlar devasa buz kütlelerini oluşturarak bugün hala dönmekte olan kuyrukluyıldızları oluşturdular. “944 Hidalgo” gibi çok eski olanlar artık gaz ve buz materyallerini bitirip kuyruksuz kometler halinde Güneş Sistemimizdeki periyotlarına devam etmekteler. Her 76.8 yılda bir dünyamızdan gözlenen Halley kuyruklu yıldızı da Sitchin’e göre Tiamat’ın bir parçasıdır.
Ay’ın kökenine gelince: Tiamat’ın bu çarpışma öncesi 11 uydusu vardı ve bunlardan en büyüğü olan Kingu Gaia’nın (Dünya) uydusu Ay olacak şekilde Dünya’nın yörüngesine Galaktik Federasyon tarafından düzgün bir şekilde kondu (Ay’ın fiziksel ve elemental yapısı Dünya ile uyuşmamaktadır, yani Ay’ın kökeni Dünya’nın kendisi değildir). Yani bugünkü uydumuz Ay bir zamanlar Tiamat’ın uydusuydu. Titius-Bode kanununa göre bugünkü asteroit kuşağının bulunduğu yerde bir zamanlar Tiamat gezegeni vardı. Nibiru, Tiamat’ın 7 uydusunu alarak yoluna devam etti.
Karbon, silikon, metal, gaz ve buz parçalarından oluşan asteroit kuşağındaki parçalar bugün bir araya gelseler bir gezegeni oluşturacak çoklukta değiller. Ayrıca Jüpiter’in varlığı da bunların bir araya gelip bir gezegen oluşturmasını çekim kuvvetleri sebebiyle engelliyor. Tiamat’ın küçük parçası ve Maldek’ten arta kalanlar parçacıklar aynen Nibiru’nun aksi yöndeki dönüşü ile aynı yönde olmak üzere Mars ile Jüpiter arasındaki boşlukta dönmeye başladılar ve bu kuşağı oluşturdular. Bu parçaların bir kısmı Satürn tarafından da yakalandı ve Satürn’ün bugünkü bilinen kuşağının bir kısmını oluşturdu. Satürn’ün halkasındaki diğer parçalar Nibiru’nun çekimi ile Satürn’ün yüzeyinden çekilenlerdir. Bugün asteroit kuşağını oluşturan irili ufaklı parçaların birbirlerine yakın öbekler oluşturmayıp, birbirlerinden çok uzaklarda bulunduklarını ve bunlardan onbinlercesinin her ay yaklaşık 5000 tane olmak üzere astronomlarca kataloglandığını biliyoruz. 100 km. çapından büyük olan 220 tanesi dışında 1000 kilometrelik çapıyla en büyükleri 1801 yılında Sicilya’daki Palermo gözlemevinde Giuseppe Piazzi tarafından keşfedilen Ceres’tir. asteroit kuşağını oluşturan bütün parçalar bir araya toplandığında Ay’ın 35′te 1′i kadar bir hacim tutacağı hesaplanmıştır ki bu miktar Ceres’in yaklaşık 3′te 1′idir. Sanılanın aksine çok fazla bir malzemeden oluşmayan bu kuşak, ayrıca uzayın derinliklerine gönderilen uzay araçları (probe) için, kuşağı oluşturan kalıntı parçacıkların birbirlerinin arasındaki mesafeler uzak olduklarından pek bir tehlike arz etmemektedir.
Güneş Sistemimizin Gruplandırılmasında asteroit Kuşağının Kullanılması
Günümüzde Mars ile Jüpiter arasında yer alan ve bir kısmı bir zamanlar Tiamat’a ait olan materyalden ve yok edilen Maldek’in arta kalan parçalarından oluşan asteroit kuşağı sınır alınarak İç Güneş Sistemi ve Dış Güneş Sistemi olarak güneş sistemimizi gruplandırdık. Buna göre Güneş ile asteroit kuşağı arasındaki iç güneş sisteminde sırası ile Merkür, Venüs, Dünya ve Mars olmak üzere 4 gezegen; asteroit kuşağından itibaren de Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün, Plüto ve Nibiru (Marduk) olmak üzere 6 gezegen (dış güneş sistemi) toplam 10 gezegen bugünkü güneş sistemini oluşturdu. Tüm bu olayların sonunda Nibiru (Marduk) 3600 küsur yıllık basık elips şeklindeki yörüngesini takip etmeye başladı.
Böylece Güneş sistemimizle ilgili cevaplanamayan aşağıdaki sorular SÜMER tabletleri tarafından cevaplanmış oldu:
1. Triton’un dönüş yönünün gezegenlerinin dönüş yönüne ters dönmesinin nedeni
2. asteroit kuşağının kökeni
3. asteroit kuşağında bulunan bol miktarda donmuş olarak bulunan buz’un kökeni
4. asteroit kuşağını oluşturan kalıntıların dönüş yönünün gezegenlerin dönüş yönünün aksi yönde dönmesinin sebebi
4. Ay’ın (Kingu) kökeni
5. Dünya’nın kökeni
6. Satürn’ün halkalarının kökeni
7. Plüton’un (Gaga) yörüngesindeki anormallikler
8. Plüton’un halkalarının kökeni
9. Uranüs’ün eksenindeki eğiklik
Nibiru’nun diğer ismi neden Marduk?
Sümer dilinde Nibiru, Babil dilinde ise Marduk denmekte. M.Ö. 2200 yılında Marduk, zor kullanarak Nibiru’nun kontrolünü Anu’dan devraldı. Şu anda Nibiru’nun hakimi Marduk olduğundan Nibiru’ya yer yer Marduk ismi veriliyor.
Ay, Yapay Olarak Dünya’nın Yörüngesine mi Yerleştirildi?
Günümüzde halen yanıtlanamamış sorulardan ilk 10 tanesi:
1. Dünya’daki toprak elementleri ile uyuşmayan bir yapısı olması
(Ay’dan gelen taşlar incelendiğinde krom, titanyum ve zirkonyum ağırlıklı bir yapı gözlenmiştir)
2. Dünya ile Ay’ın yoğunlukları arasındaki fark
(Dünya 5.5 g/cm küp, Ay 3.34 g/cm küp)
3. Dünya’nın dönüşü ile tam olarak aynı olarak kendi etrafında dönmesi, tam senkronizasyon
(Dünya’nın dönüşü ile (24 saat) kendi dönüşünün aynı olması (24 saat). Bu yüzden hep aynı yüzünü görürüz, Ay bize arka yüzünü hiç göstermez)
4. Ay’ın Dünya etrafında mükemmele yakın dairesel bir yörüngede dönmesi
(Ay eğer Dünya tarafından sonradan çekim kuvveti ile yakalanmış olsaydı, Ay’ın Dünya etrafındaki yörüngesi elips olurdu)
5. Dünya ile Ay arasındaki mesafenin çok yakında olması
(güneş sistemimizde ve dışında gözlenen gezegenlerin uydularının hem bu büyüklükte hem de bu yakınlıkta olması durumu hiç gözlenmemiştir)
6. Ay üzerindeki en büyük ve küçük kraterler incelendiğinde derinliklerinin neden çok sığ olduğu halen cevaplanamamıştır
(En büyük krater olan Gagarin krateri 186 mil çapında olmasına rağmen derinliği 4 mili geçmez. Ayrıca, büyük kraterlerin dip kısımları konveks olup Ay yüzeyinin eğik şeklini almıştır)
7. Ay’ın, diğer gezegenlerin uydularının uyduğu “ekvator düzlemi” kuralına uymaması (Güneş sistemindeki ve dışındaki hemen hemen bütün uydular, etrafında döndükleri gezegenin ekvator düzleminde döner. Fakat, Ay, Dünya’nın Güneş etrafındaki yörünge düzleminde dönmektedir)
8. Ay’ın bize bakan yüzünün daha deforme olması (Ay’ın bize bakan yüzüyle, hiç göremediğimiz karanlık yüzeyini karşılaştırdığımızda, karanlık yüzde meteorların yol açtıkları kraterlerin ve çeşitli sonradan olmuş deformasyonların, bize bakan yüzüne nazaran çok daha az olduğunu görürüz)
9. Diğer bir cevaplanamayan konu da Ay’ın dış kabuğunun 60 km olarak, Dünya’nınkinden 2 kat kalın olmasıdır. Ay yüzeyindeki kraterler nasıl volkanik aktivitelerle oluşmadıysa, kabuğun kalın olmasının sebebi biriken lav olamaz.
10. Dünya’nın merkezindeki eriyik haldeki çekirdek, Dünya’dan daha yavaş dönmekte ve bu sürtünme yüzünden dünyanın manyetik alanı oluşmaktadır.
Ay’ın merkezinde erimiş bir çekirdeğin bulunmadığını bilim adamları hesapladılar. Gerek Rus gerek Amerikalıların uzay araçlarındaki magnetometrelerle yaptıkları ölçümlerde, Ay’ın biz zamanlar çok yüksek bir manyetik alana sahip olduğu, bunun kalıntılarının da Ay’dan gelen kayalarda gözlenebileceği söylenmiştir.
Ay, bugün Dünya’nın yörüngesine yerleştirilmeden önce Tiamat’ın uydusuydu demiştik. Apollo 11′in Ay’ın Durgunluk Denizi’nden (Mare Tranquillitatis) getirdiği ay taşlarının yaşları, Sky and Telescope dergisindeki makaleye göre 7 milyar yıl bulunmuştur. Apollo 12′nin Fırtınalar Okyanusu’ndan (Oceaus Procellarum) getirdiği ay taşlarının yaşları ise, potasyum-argon metoduyla yapılan ölçümlere göre 20 milyar yıldır ve bu, Güneş Sistemi’nin yaşından da eskidir! Chemistry dergisindeki Urey’in makalesinde, Ay taşlarının Plutonium-244′ten oluşan Xenon izotopları içerdiğini, bunların Dünya’da bulunmayan elementler olduğunu saptamıştır. Dünya’da bulunmuş en eski kaya Greenland’da bulunmuştur ve 3.7 milyar yaşındandır. Ay’ın bu bilgilere göre Dünya’dan daha eski olduğu ortaya çıkar. Ay taşlarının diğer bir özelliği de çok zayıf bir termik iletkenliğe sahip olmasıdır. Yani, sıcaklığı neredeyse hiç iletmezler. Ergime noktası yüksek olan elementler, Dünya’da az bulunurlar. Buna karşılık, ergime noktası yüksek olan elementlerin Ay bileşiminde çok fazla bulunması da ayrı bir konudur. Ay taşlarında ve Ay’da saptanmış bulunan Titanyum, Zirkonyum ve Yttrium miktarı, Dünya ve Evren’deki ortalamanın üzerindedir (Science News, 16 Ağustos 1969). Ay üzerinde rastlanan Mascon’ların nedeni de hala izah edilememiştir (Apollo-8 astronotları Ay denizleri üzerinden geçerken araçlarının hızlandığını, alçalıp yükseldiğini göstergelere bakarak tespit etmişlerdir. Daha sonraları Ay çevresinde dolaşmış insanlı ya da insansız her araç, Ay denizlerinin bu etkisini kaydetmiştir. Bilim adamları bu sorunu, o bölgelerdeki gravitasyon çekiminin öteki bölgelere göre daha fazla olması şeklinde cevaplamış, Ay üzerindeki bu noktalara kütle konsantrasyonu anlamına gelen “mass concentration” sözcüğünden türettikleri “Mascon” adını takmışlardır). Ay’la ilgili yapılan sismik çalışmalarda, Dünya’da kullanılanlardan yüzlerce kez daha hassas cihazlar kullanılmıştır. Apollo-12′nin ay modülü Ay yüzeyine çarptığı zaman oluşan yapay deprem sarsıntısı 55 dakika sürünce bilim adamları çok şaşırmıştı. Ayrıca, sinyaller küçük dalgalardan başlayarak belli bir tepe noktasına ulaşmış, sonra da Dünya’da alışılagelmiş olanlara hiç benzemeyen bir şekilde periyotlarca sürüp gitmişti. Bu da Ay’ın yüzey kabuğunun 15-20 mil kadar altının boş olduğunu gösterir. Bilim adamlarının, saatlerce süren yapay deprem titreşimlerini çok güzel ileten bir yapının, ancak o yapı metal bir küre ise olabileceğini söylemeleri de Ay’ın 15-20 mil altında metal bir küre olduğunu anlatır. Tiahuanaco şehrindeki meşhur Güneş Kapısı, 120×360 metre ölçülerinde yekpâre bir andezit taştır ve ağırlığı 10 tondur. Üzeri uçan tanrılar ve taşıtlar figürleriyle süslü taşta 27 bin yıllık bir takvim işlenmiştir. Gökyüzünün 27 bin yıl önceki halini gösteren kabartmalarda, tüm gezegenler işlendiği halde Ay orada yoktur. Dr. Bellamy ve Dr. Allan’a göre Güneş Kapısı sembollerinde Ay, dünya yörüngesinde 11.500-13.000 yıl arası bir zamanda belirmektedir. Takvimdeki hesaplamalara göre Ay’ın 13 bin yıl önceki Dünya etrafındaki dönüşü yılda 425 turdu. Bugün bu tur sayısı 365′tir.
Pek çok sebepten dolayı, Ay dünya’nın çevresine yapay olarak yerleştirilmiştir deniliyor. Jüpiter’in uydusu Phobos’un ve Plüto’nun da yapay olarak yerleştirildiği söyleniyor. Pek çok farklı kaynağa göre yapay bir uydu olan Ay’ın ve Phobos’un içinde bir uygarlık var. Bir zamanlar Satürn’ün uydusu olan Plüto’nun (Gaga) Güneş sisteminizi gözlemek ve korumakla görevli bir karakol olduğu belirtiliyor. Pek çok kaynakta yazılanlara göre bu üçünün amacı Dünya’yı yakından izlemek ve sürüngen kötü niyetli istilacılar gibi dışarıdan gelecek tehlikelere karşı korumak. Phobos ve Plüto gibi Nibiru’nun kendisinin de yapay ama çok büyük bir uydu olduğu belirtilenler arasında. Ay’ın, Phobos ve Plüto’nun Galaktik Federasyon tarafından Dünya’yı tehlikelere karşı korumak amacı ile yapay olarak yerleştirilmişlerdir bilgisi Internet’te pek çok yerde mevcut. Bunlardan dünyamıza en yakın konumda olan uydumuz Ay ise apayrı bir inceleme konusu. Gerek NASA’nın gerek astronotların birebir gözlemledikleri, gerek Dünya üzerinden teleskoplarla sürekli görülen Ay anormallikleri (Ay üzerinde görülen ışıklı cisimler, büyük iş makineleri benzeri cisimler, görünüp kaybolan dev yapılar) hakkında çok fazla yazılmış kaynak mevcut. “Lunar Anomalies”, “TLP” (veya “Transient Lunar Phenomena”) anahtar kelimelerini kullanarak bunlara ulaşabilirsiniz.
Ay Olmasaydı Ne Olurdu?
Dünya bugünkü gibi olmazdı. Hayat bile olmazdı. Ay olmasa idi günler daha kısa olurdu. Şiddetli fırtınalar ve kasırgaların hiç kesilmediği bir dünya olurdu. Atmosfer bugünkü gibi olmazdı. Daha kalın bir atmosfere sahip olurduk. Ay olmasaydı, gel-git olayları %70 oranında azalırdı. Ay ışığında etkinliğini sürdüren canlılar gelişmezdi ve mevsimler olmazdı. Gel-gitler olamayacağı için Dünya’da yaşam oluşmazdı. Sadece Güneş’in varlığı ile olan mevsimler, rüzgarlar ve yağmurların var olduğu bitkilerden ibaret boş bir gezegen olurdu Dünya. Ay’ın varlığı yaşamı açıklıyor. Kadınların menstürasyonun 28 günlük bir periyotta olması da Ay’ın varlığı ile ilgilidir. Ayrıca, Dünya’nın Güneş etrafındaki yörüngesinden 5 derecelik bir yörünge eğikliğiyle Dünya’nın etrafında döner.
Nibiru’nun Uyduları Neyi İfade Ediyor?
Başlangıçta 4 olan uydu sayısının şu an 7 kadar olduğu söyleniyor. Nibiru’nun kendisi üzerinde hayat yok, zeki yaşam Nibiru’nun yüzeyinin altında ve uyduları üzerinde olduğu söyleniyor. Nibiru, dışarıdan bakıldığında altın sarısı rengindedir. Bu yüzden Nibiru’nun etrafında mor bir halka gözükür. Nibiru, Dünya’mızdan 4 kat daha büyüktür. Nibiru Galaktik Federasyon tarafından Sirius B’de başıboş olarak keşfedilen büyük bir parça idi. Daha sonra evrendeki en üstün teknoloji ile bir savaş yıldızı haline getirildi. Şu anda Nibiru 5. boyutta olduğundan Dünya’dan çıplak gözle görülemiyor fakat etkileri hissediliyor.
Nemesis Teorisi Nedir?
Güneş’in görünmeyen karanlık (karadelik) ikizinden bahseder. İsmi Nemesis’tir. Bir elips’in iki odağı vardır. Bu teoriye göre Nibiru’nun elips olan yörüngesindeki odaklardan birisi Güneş, diğeri Nemesis’tir. Ayrıca Nibiru’ya Sümerler, “Gelip geçip giden”; Babil’liler ve Mezopotamya’lılar, “Marduk, Cennetlerin kralı”; Eski Yahudiler, “Kanatlı dünya”, Yunanlılar ise “Nemesis” demişlerdir.
Albedo Nedir?
En basit anlatımıyla albedo, Güneş’ten gelen ışın ile gezegenin yüzeyinden uzaya yansıyan ışığın oranıdır. Bilinen en yüksek albedo dünya yüzeyinde kar’a aittir ve 1′e yakındır. Albedo’su sıfır olan bir yüzey karanlık demektir. Dünya’nın albedosu 0.38′dir.
Titius-Bode Kanunu Nedir?
18. yüzyılda Johann Daniel Titius ve Johann Elert Bode gezegenlerin Güneş’ten uzaklıklarının belli bir orana göre olduğunu öngören bir kanun keşfettiler (1772). Onlara göre gezegenlerin uzaklıkları belli bir sırayı izliyordu. Onlara göre sıfır ile başlayan bu sayılar şu şekilde sıralanıyordu: 0, 3, 6, 12, 24, 48, 96, 192, 384, 768. Daha sonra her bir sayıya 4 ekleyip 10′a böldüler.
Sonuç standart astronomik birim ile çakışınca da buluşlarını açıkladılar. Yıllar sonra başka türlü yaklaşımlarla gezegenlerin güneşe uzaklıkları için katsayılar buldular. Amaç, o güne kadar keşfedilmemiş gezegenleri bulmak ve olası uzaklıklarını saptamaktı. Bunlardan en sonuncusu ise Fibonacci yaklaşımıdır. Titius-Bode kanunu duyurulduktan sonra bu dağılımlara göre dünyanın her yerinde gezegen avcılığı başlamıştı. Ayrıca Titius-Bode bu kanunu keşfettiklerinde asteroit kuşağı, Uranüs ve Neptün daha keşfedilmemişti. 1781 yılında William Herschel Uranüs’ü ve 1801′de Giuseppe Piazzi asteroit kuşağının en büyük cismi olan Ceres’i, 1846′da Johann Galle Neptün’ü ve 1930′da Clyde Tombaugh Plüto’yu keşfettiklerinde bunların uzaklıklarının Titius-Bode kanuna uyduğu görüldü:
Nuh Tufan’ına Sebep Olan Su, Nereden Geldi?
Internet’te yer alan pek çok kaynağa göre çok uzun bir zaman önce dünyanın etrafında yoğun nemden oluşan bir kuşak vardı. Bu kuşak sayesinde dünyada fırtınalar, mevsimsel anormaliler ve sel gibi afetler görülmüyordu. Dünyanın çevresini saran yaklaşık 3 mil kalınlığındaki bu kuşak (ya da gök kubbe) sayesinde dünya’nın her yerinde ılıman bir iklim mevcuttu. Dünya’da cennete benzer bir yaşam sürülüyordu. Eski kitaplarda sözü edilen yemyeşil ağaç ve sık bitkilerle kaplı dünyamızdaki koşulları ancak böyle bir gök kubbe sağlayabilirdi. O zamanlar dünya’daki insanlar bu kuşak yüzünden Güneş’i ya da Ay’ı göremiyordu. Astropikal yapıdaki dünya’daki yaşam koşulları o zaman çok rahattı. Bu kuşağı Galaktik Federasyon’un gezegen ve yaşam yaratan mühendisleri inşa etmişti ve onu yerinde tutan enerji üreten yapılar dünyanın değişik yerlerinde gizlenmişti. Daha sonra bu yapıların birkaçının insanlar tarafından yok edilmesi ile buz kristallerinden ve nemden olan kuşak dünyaya yağmur halinde düşerek büyük tufanı oluşturacak miktarda suyu meydana getirdi. Bu enerji kristallerinin yok edilmesi fikri Nibiru’nun komutanı Marduk tarafından başlatılmıştı. Marduk, Mısır’daki oğlu Seth’e Büyük Piramit’in kristal tapınaklarına saldırmasını emretti. ME adı verilen bu kristallerin bazılarının yok edilmesi sonucu kuşak 40 gün süren muazzam yağmurlarla çöktü.
Bugün Nuh Tufanı’nı meydana getirecek kadar bol miktarda suyun nereden geldiği ile ilgili pek çok görüş ortaya atılmaktadır. Enerji üreten yapılardan bazıları hala dünyanın çeşitli yerlerinde sağlam olarak bulunmaktadır iddiasını kanıtlamak amacıyla bunların yerleriyle ilgili pek çok araştırma yapılmış fakat başarısız olunmuştur. Bu kadar bol miktarda suyun bir anda ortaya çıkışı ile ilgili teorilerden birisi olan buz kristalleri kuşağı ya da nem kuşağı teorisi bu teorilerden birisidir. Küresel ısınma ile ilgili projelerden birisinde, kutuplardaki buzların tamamının eriyerek okyanus su seviyesini ne kadar yükselteceği ile ilgili çalışmalar yapılmıştı. Çalışmaların sonucunda yeryüzünün tamamını etkileyecek büyüklükteki bir tufanın meydana getireceği suyun yağan yağmurlarla açıklanamayacağı sonucuna varıldıktan sonra bu suyun nereden geldiği ile ilgili varsayımlar ileri sürülmüştü. Bunların içlerinde en akla yatkın olanı yoğun nemden oluşan bu kuşağın yok edilerek yağan yağmurlarla global ölçekte bir sel felaketine yol açması fikridir. Bu konu ile ilgili çok fazla bilgiye, Internet’te “canopy” ve “flood” anahtar kelimeleri aratılarak ulaşılabilmektedir. Ayrıca Türkçe olarak, Virginia Essene’nin “Galaktik İnsan” kitabında ve Jelaila Starr’ın “12. Gezegenin Dönüşü” kitabında bu kuşaktan ayrıntılı olarak bahsedilmektedir.
Uzayın Derinliklerini Gözlemlemek İçin Yapılan Teleskoplar Neden Çoğunlukla Güney Yarımkürede?
Güneş sistemimizin de içinde olduğu Samanyolu galaksimizin merkezi ile ilgili çok merak var. Ayrıca, gökyüzündeki pek çok önemli nebula, galaksi vs. çoğunlukla güney yarımküreden izlenebiliyor. Hem galaksi merkezi hem de önemli gök cisimleri hep dünyanın güney yarımküresinden daha rahat izlenebildiğinden, çok büyük ebatta yeni bir teleskop (ya da gözlemevi) kurulacağı zaman bunun için genellikle uygun yer hep güney yarımküreden seçilir. Ama, hem havada toz olmaması, hem de berrak gökyüzü sebebi ile kuzey kutbunda ve kutba yakın yerlerde de teleskoplar kurulmuştur. Hubble ilk yörüngeye oturtulduğunda (merceğindeki hata giderildikten sonra) ilk iş olarak derhal güney yarımküredeki ilginç cisimlere kaçınılmaz olarak odaklanmıştır.
BU BİLGİLER TOPLANMIŞTIR….
O KADAR FAZLA RİVAYET VE İNANÇ VARKİ HEPSİNE CEVAP BULMAMIZ İMKANSIZ… SADECE BEKLEYİP GÖRECEĞİZ YAPACAK FAZLA BİRŞEYİMİZ YOK ZATEN…
BU ARADA YORUM YAPAN ARKADAŞLARDAN BİR RİCAM OLACAK… LÜTFEN KONULARA VÂKIF OLMADAN RAST GELE YORUM OLSUN TORBA DOLSUN MANTIĞIYLA BİRŞEYLER YAZIP KONULARI SAPTIRMAYALIM…
Nisan 12th, 2010 on 13:48
akeldan kardeşime çok teşekkür ediyorum baya bir uğraşmış ve çok değerli bilgileri buraya toplamış olduğu için.. tamamını okudum , çoğu da akla yatkın görünüyor. nibirunun 5. boyutta olabileceği gerçekten çok ilginç ki; bu da neden teleskoplarla görünemediğini tam olarak açıklar nitelikte.
Mayıs 14th, 2010 on 19:08
valla arkadaşlar ben bir ara arkadaşla birlikte bu işe çok sardırmıştık. baktık bizi NASA’ya almıyolar ve dinleyen yok biz de bu işin peşini bıraktık. bu seferde siz çok sardırmışsınız.
Mayıs 14th, 2010 on 19:16
merhaba arkadaşlar.ben 12 yaşındayım ve bu konuyu uzun zamandan beri takip edip ilgileniyorum.ama ben bunu sınıfa anlattığımda bana inanmadılar.ama ben ümidimi kaybetmedim.bence büyük bir ihtimalle olacak. ama başka ihtimalleride değerlendirmek lazım.
Mayıs 14th, 2010 on 19:17
bu olayın olma ihtimali nedir acaba????????????
Aralık 14th, 2010 on 10:08
Galiba kesin elif !
Aralık 16th, 2010 on 01:25
aloooooo ahmet kardes, cocugu bos yere korkutup psikolojisini bozma!!!!!
elif bunlarin hepsi sacma seyler, sen bunlara kafayi takma, vatandasin isi gücü yok, konusacak laf ariyor… bunlarin hepsi magazin, 2012 geldiginde bunlarin bi tanesinin bile giki cikmayacak, oturup kalacaklar, sen bunlara bakma. kiral ciplak hikayesini bilirsin. iki uyanik: -”krala elbise diktik ama görünmez elbise” demisler, vatandas ta hemen tuz biber olmus. simdi bak ne diyolar, marduk var ama görünmez, cünkü 5. boyutta diyolar…
Mart 6th, 2011 on 21:59
saçmalamış durmuşsunuz ya
Mart 6th, 2011 on 22:01
adam resmen rivayetleri yazmış buraya…diğerleri de olabilir diye çanak tutuyorlar.galaktik federasyon diye adlandırdıgın kişiler kim acaba onu merak ettim:)
Mayıs 13th, 2011 on 00:25
admin arkadşaım birşey sorucam bu güneş patlamalarını maya takvimi uzmanı Fatih Keçelioğlu da bir programda anlatmıştı ve bu patlamalar sonrasında bütün elektrik sistenlerinin yanacağı ve daha sonra da insanların da içinde bulundurduğu enerjinin veya elektriğm yanabileceği yada enerjisini kontrol etmeyi bilen insanların bazı güçler kazanabileceğini (tepati vs.) söylüyor. sizce bu gerçekmi
Eylül 24th, 2011 on 22:47
ya nasa sistemin kurumu bize gercekleri anlaticak degil tabikide onlarin yaptigi hic bir aciklamaya asla inanmam ki zaten bunun kaniti taa yillar evvel bulduklari uzaylilari 50 yil sonra acikliyorlar kim inanir bu kadar gizli bir kuruma gecin bunlari keske zekaria schine sorsaydiniz o size butun gercekleri anlatirdi ayrica nasadan daha bilgili o adam zaten nasa bile ona basvuruyor ozel bir birim bile olusturmus onun icin
Kasım 8th, 2011 on 19:07
sümerler zamanında astroloji, günümüz astrolojisinden daha ileri seviyedeymiş. Tabletlere yazılanlarlardan hala bilgi edinebilmekteyiz. şaşırdım…