Marduk’un Geçmişi ve Keşif Öyküsü
Foton kuşağı söylentilerinin,maya takvimi kehanetlerinin yanı sıra 2012 ile adı sıkça anılan ve filmlere konu olan bir diğer başlık ise gezegen Marduk.Marduk gezegeninin M.Ö’ki uygarlıklardan başlayan çok uzun bir geçmişi var ancak günümüz bilimindeki tarihi ise 27 yıl öncesine dayanıyor.İlk olarak mardukun tarih öncesi geçmişini şöyle bir inceleyelim.
SÜMERLİLER VE MARDUK
Azeri asıllı Sümerolog Zecharia Sitchin akademik yıllarında Mezopotamya’daki eski uygarlıkların bütün kazı alanlarını yerinde incelemiş,o bölgede yaşamış medeniyetlerin binlerce tabletinin okunup tercüme edilmesine katkıda
bulunmuş,eski çağ dillerini çok iyi sökmüş ve deşifre etmiş bir bilim adamıdır.Yaşamının otuzdan fazla yılını çivi yazısı tabletlerinin derlenip toplanmasına ve deşifre edilmesine harcayan Sitchin,bunun ardından yazdığı 12.Gezegen kitabıyla bilim dünyasında bomba etkisi yarattı.Kitabında bahsettiği 12.gezegen son günlerin 2012 fenomeni marduktan başkası değildi.Peki Sitchin neden 12.Gezegen başlığını seçmişti? Çünkü sümer ve babil tabletleri 12.gezegen olarak marduktan bahsediyorlardı,sümerlilere göre Güneş ve Ay’da bir gezegendi, bu yüzden marduk 12.gezegen durumundaydı.

Zecharia Sitchin’in sümer tabletlerinde yaptığı incelemelerine göre Nibiru (marduk) adlı gezegen güneş sistemimiz içerisinde Plüton’dan daha geride elips bir yörüngede bulunan 12.gök cismiydi.Yaklaşık 3600 yıllık bir periyotla yörüngesini turlayan marduk,bu turun büyük bir bölümünü dünyamızdan uzakta geçirmekte,dünyamıza en yakın olduğu dönemlerde ise marduk canlıları bir takım mineraller almak için dünyamızı ziyaret etmekteydiler.Ayrıca Biller Nibiru adını verdikleri bu gezegene tapmaktaydılar ve Marduk onların tek tanrısıydı.Sitchin Merodach olarak tevratta da bahsedilen marduk’un tek tanrı inancının gelişmesine, hristiyanlık,yahudilik ve islam gibi dinlerin doğmasına zemin hazırladığından da bahsetmiştir.Marduk’un bir uydusunun Taimat adında başka bir gök cismine çarparak,bugün jupiter ile mars arasındaki asteroid kuşağının oluşmasına neden olduğu da sümer yazıtlarından ve Sitchin’in kitabından çıkanlar arasındadır.
Maya uygarlığının da gizemli takvimlerinde bahsetiği,Haab takviminin son günü olan 21 aralık 2012 günü, marduk’un gelişi ve 5.güneş yılının sona erip 6.güneş yılının başlangıcıdır.Bu konuyu destekleyen ve 6.güneş yılına girilmesi durumunda dünyanın güneş ve kendi etrafında ki dönüş periyotlarının değişeceğini,bir gün ve bir yıl uzunluklarının farklı olacağını savunan uzmanlarda var.
BUGÜN MARDUK HAKKINDA NE DÜŞÜNÜLÜYOR
Günümüzde Marduku kabul edenler ve etmeyenler olarak ayrılan astronomlar,Sitchin gibi dünyaca saygı ve sevgi duyulan bir bilim adamının bu yazılarından sonra, Plütonun dışında bir gezegenin varlığıyla ilgilenmeye başlayarak Planet X (X Gezegeni) adını verdikleri araştırmalarıyla,hem mardukun hemde sümer tabletlerinin doğruluğunu gözlemlemeye çalışıyorlar.Ve yıl 1983 tesadüfmüdür ki yine aralık 21, NASA uydularından IRAS güneş sisteminden yaklaşık 80 milyar kilometre uzaklıkta büyük bir gök cismi görüntülüyor.Ardından bunu discovered (keşif) başlığıyla “Gizemli bir Gök Cismi Keşfedildi” olarak basına duyuruyor.Bunun ardından 10.gezegenin varlığına dair açıklamalar yapılıyor.Ertesi gün gazetelerde, televizyonlarda manşet olarak geçen bu açıklamalar 2000 li yıllara geldiğimizde yine NASA tarafından inkar ediliyor.NASA, IRAS uydusunn görüntülediği bu cismin bir gezegen olmadığını ancak yörüngesi hesaplandığında dünya için tehlike oluşturabilecek bir gök cismi olduğunu raporlarına ekleyerek KX76 olarak kodluyor.

GEZEGEN MARDUK DÜNYADAN’DA GÖZLENDİ
2003 yılının 21 ekiminde Kaliforniya Mount Palomar gözlem üssündeki 1.2 metrelik Oschin teleskobu Marduku dünyadan ilk defa gözlemlemiştir.Vatikan Astronomi Merkezinin yıllardır gizliden gizliye takip ettiği Marduk bu gözlemden sonra 19 farklı ülkenin seçkin bilim adamları tarafından 2003-UB-13 olarak kayıtlara geçirilmiştir.Ancak bütün bunlara rağmen ortak bir noktada buluşulamamış ve marduk gezegeni kimi uzay bilimcilere göre bir efsane, kimilerine göre ise gözlemlenmiş bir gerçek olarak iki ayrı görüşle zihinlerimizde çelişmektedir.
FELAKET TEORİLERİ VE MARDUK’UN İZLEDİĞİ YOL
Gizemli gezegen marduk ile ilgili ortaya atılmış bir çok teori ve söylenti bulunuyor.
* Bunlardan birisi ise Haab takviminin son günü olan 21 aralık 2012 tarihinde Marduk’un dünyamızın uydusu ay kadar büyük olacak şekilde tepemizde olacağı.
* Bir diğer teori ise marduk gezegeninin 2 defa dünyaya yaklaşacağı,bunlardan birincisi 2012-7 eylülünde,ikincisi ise 27 nisan 2013′de gözlenecek.
* Marduk hakkında en dehşet verici söylenti ise sanırım bu.Fakat burda verilen tarihler biraz daha farklı.14 şubat 2013′te dünyamız, marduk ile güneş arasına girecek ve en şiddetli fırtınalar,seller,depremler bu tarihte yaşanacak.7 uydusu bulunan marduk gezegeninin uydularından birinin dünyamıza çarpması da ihtimaller arasında.Bunun sonucunda dünyamızın kendi ekseni etrafındaki sönüşü 3 gün aksayacak.Bu da bir yarım kürede 3 gün karanlık diğer yarım kürede ise 3 gün aydınlık demek.Marduk’un insanlar için bir felaket olacağı bu teoriyle ifade ediliyor.Ardından 1 Temmuz 2014′te marduk güneş sistemini terk edecek.
Bunların tam aksi görüş ise herşeyin daha güzel olacağı yönünde.Maya takviminin 21 aralk 2012 de son bulmasıyla dünyanın çağ atlayarak insanlığın yeni bir boyuta ulaşacağını düşünen araştırmacılar da var.Onlara göre ise bu tarihten itibaren evrenin birçok kesiminden gelen ırklarla insanlık tanışacak ve barış içinde,evrenselliğin tam manasıyla yaşandığı kusursuz bir yaşam başlayacak.
Maya Takvimi ve 28 Ekim 2011
2012 kehanetlerinin belkide başlangıç noktası maya takvimi.Yapılan hesaplamalarda 21 Aralık 2012 tarihinin astronomi uzmanı mayalar tarafından takvimlerinde son gün olarak işaretlenmiş olması 2012′nin çıkış sebeplerinin belkide en büyüğüydü.Tam da 21 Aralık 2012 ye alışmıştık ve yaklaşık 3 yıl bir süre kalmıştı önümüzde ki, son zamanlarda araştımacılarda maya takvimi hesaplamalarında ikiye bölünmüş duruma geldi ve maya takvimi için telafuz edilen tarih 28 ekim 2011 olmaya başladı.Bu konu üzerinde çalışmalar yapan araştırmacı Fatih Keçelioğluna göre maya takvimi 28 ekim 2011 de son buluyor.Bu sadece Fatih Keçelioğlunun incelemesi de değil.İsveçli ünlü bilim adamı Carl Johann Calleman’a göre de 21 aralık 2012 hesaplamaları yanlış ve buna inanmak çok sakıncalı.Calleman’da maya takviminin sonu olarak 28 ekim 2011 i vurguluyor ve bu tarih dünya için bir son olmamakla birlikte aslında yeniden doğuş ve insanlık için bilinçlenme,yükselme anlamına geliyor.
İsveçli bilim adamı Johann Caleman’ın seminerlerine katılan,derslerini alan ve maya takvimi konusunda uzmanlaşan Fatih Keçelioğlu’da kendi çalışmalarıyla takvime yeni bir yorum getiriyor.2012 deki kıyamet söylentilerini’de kabul etmeyen Keçelioğlu 2011 de takvimin son bulmasıyla insanlığın aydınlanacağını ve insan bilincinin en üst seviyeye ulaşacağını vurguluyor.
NEDEN 21 ARALIK 2012 DEĞİL’ de 28 EKİM 2011
Maya piramitleri gibi 9 kattan oluşan piramit biçiminde bir şema olan maya takvimini oluşturan bu 9 kat,aşağıdan yukarıya doğru gidildikçe,her bir kat belli zaman evrelerini yansıtıyor ve her bir evre bir önceki evrenin 20′de 1′i daha kısa yaşanıyor.İnsanlığın geçireceği bilinçlilik evrelerini gösteren bu bölümler kendi içerisinde de 7 gündüz ve 6 gece olmak üzere toplam 13 bölümden oluşuyor.İnsanlar her bir evrenin taşıdığı farklı enerjilerin etkisiyle değişim gösterebiliyor.
Arkeologların 21 aralık 2012 tarihini maya takviminin bitişi olarak hesaplamaları, İsveçli araştırmacı bilim adamı Calleman’ın tespitleriyle çelişiyor. Callemana göre 28 ekim 2011 tarihi göz önüne alındığında insanlık tarihinde yaşanmış önemli değişimler ile maya takviminin evreleri en doğru şekilde örtüşüyor.Bu değişimler ise şöyle;
İlk Kat: 16 milyar yıl kadar önce galaksilerin oluştuğu döneme denk geliyor.
İkinici Kat: 850 milyon yıl kadar önce yaşamın ortaya çıktığı dönem.
Üçüncü Kat: Memelilerin ortaya çıktığı,Maymunların evriminin gerçekleştiği 40 milyon yıl süren evre.
Dördüncü Kat: İlk İnsan türlerinin yeryüzüne çıktığı evre.
Beşinci Kat: İnsan türlerinin ve yaşamsal faaliyetlerin geliştiği, iletişim,konuşma,kültür ve sanat gibi özelliklerin oluştuğu evre.
Altıncı Kat: M.Ö 3100 yani yaklaşık 5 bin yıl önce başlayan ve medeniyetin oluştuğu evre.
Yedinci Kat: 1755 yılında başlayan ve yine insanlığın,ekonomi,endüstri ve sanayileşme gibi konularda bilinçlenme gösterdiği evre.
Sekizinci Kat: 1999 yılıyla birlikte girmiş bulunduğumuz ve hala içinde yaşadığımız,28 ekim 2011 ile son bulacağı belirtilen evre.

9. ve SON KAT “2011′de İNSANLIĞI NELER BEKLİYOR”
Yeni bir enerjinin doğacağı kesin ancak neler getireceği tam olarak bilinmiyor ancak insanlık için kaos ve kargaşanın maksimum düzeye ulaşacağı,milletler,ırklar ve toplumlar arası çatışmaların artacağı söyleniyor.11 Şubat 2011 de başlayacak ve 260 gün sürecek bu evrede aslında bu kaos ve çatışma ortamının olumlu geçeceği ve sonucunda haklı ile haksızın ayırt edilerek,maya takviminin son günü olan 28 ekim 2011 ile birlikte arınmış,uyanmış ve bilinçlenmiş,kendi kendine yetebilen insanların oluşturduğu yepyeni bir döneme girileceği belirtiliyor.
5. GECE VE EKONOMİ SİSTEMİNİN ÇÖKÜŞÜ
Maya takviminde 7 gündüz ve 6 geceden oluşan her bir katın en tehlikeli evreleri ise 5.Geceler.Bir önceki 5.geceler 2. dünya savaşını,Hitler dönemini ve atom bombalarını yaşatmış.Yani 5. geceler genellikle insanlık için tehlike çanlarının çalması ve yıkım demek anlamına geliyor.İçinde yaşadığımız 5. gece ise kasım 2007 ‘de başlıyor ve ekonomik krizin patlak verdiği dönem. Kasım 2009 dan itibaren ise gelecek bir yıllık sürede çok daha büyük ekonomik krizler yaşanabileceği ve ekonomi sisteminin tamamen çökebileceği,bunun sonucunda insanlığın paranın herşey olmadığı algısına vararak,doğa ve sezgileriyle iç içe yepyeni bir bilinçlenmenin temellerini atacağı vurgulanıyor.
28 Ekim 2011 KIYAMET Mi GETİRECEK
Tesadüf mü bilinmez ama 21 Aralık 2012 gibi 28 Ekim 2011 ‘ de cuma gününe denk geliyor.Ancak Maya takvimi dünyanın fiziksel olarak yok oluşundan hiç bahsetmiyor.Mayalara göre, tüm insanlığı kapsayacak birlik beraberlik,uyanış,aydınlanma ve yüksek bilinç evresinden bahsediliyor. Yaşadığımız dakikanın ve o an orada olup bitenlerin değerli olduğu, geçmiş ve gelecek kaygısının yaşanmadığı,paraya, mala mülke değer biçilmediği,herkesin çevresiyle,doğayla,evrenle bir bütün halinde yaşayacağı bir dönem öngörülüyor.
Anlatılanlar daha önce yaşamadığımız tecrübe etmediğimiz bir boyut sanki.İnsan okurken, incelerken ah çekmeden edemiyor.Kim istemez ki böyle bir dünyada yaşamayı.Kimbilir belki söylenenler çıkarda bu soyut dünyanın somutluklarından kendimiz soyutlayabiliriz.
Derleyen Düzenleyen: Seda Kübra Küçükaslan
2012′ye Doğru İnsanın Uyanışı
Aşağıdaki Makale 2006 yılında manisanur.4t.com adresinde yayınlanmıştır.Sn S. Öztaş makaleyi sitemizle paylaşmış olup,Makale içeriği, 2012 yılına doğru İnsanın Uyanışı,Schumann Rezonansıyla insan beyin dalgalarındaki değişmeler ve gelişmelerdir.
SON DURAK 2012 Mİ?
İnsan beyninin yapısı,ilahi, insani algı ve olguları yaşatabilen kozmik bir teknolojik dizayna sahiptir. Bu harika yapının insanın Rububiyet, Resuliyet, Uluhiyet, Kudsiyet sırlarıyla alakalı imkanlarla donatılmış olmasının sebebi, kozmik insan, yani İNSAN-I KAMİL vasfını taşıdığı içindir. Bu yapı kendisindeki şuur ve düşünce rezonanslarını farklı yaşam boyutlarının yanı sıra içinde var olduğu alemlere ve farklı yaşam formlarına yönlendirebileceği gibi, kendi varlığının asıl gayesi olan kendini bilme olgusunuda taşır. Beyin kendinde bulunan bu olguları tarihler boyunca hep deneyimlemek istemiştir ve deneyimlemiştir. Bilindiği gibi düşünce ve şuur, Kuantsal boyutta bir nevi elektromanyetik rezonanslar olarak işlev görmektedir, yani Evrende var olan yapı ile alakalıdır. Fakat beynin bu yapısı günümüzde çok önemli bir değişime uğramaya hamiledir, Schumann Rezonansı kayıtlarını tutan Merkezlerin verilerine göre, 1980 yılından sonra yapılan Schumann Rezonansı ölçümlerinde, ortalama 7.8 Hertz olan en büyük manyetikalanın frekansının yükseldiği ve 11 Hertz’ in üzerine çıktığı, Ayrıca saniyede 1000′ in üstünde olan Yıldırım ve Şimşek çakmalarının da, saniyede 2000′ ne çıktığı tespit edilmiştir. Yani Tüm Dünyayı çepeçevre saran en büyük Elektro Manyetik Alanın, çok uzun süreden beri sabit olan Frekansı 7.8 Hertz’ den 12 Hertz’ e çıkmış, Aynı zamanda İyonosfer tabakasından Yeryüzüne akan elektrik enerjisi de Toplam olarak eskisinin 2 katına çıkmış bulunmaktadır. İlim, bu artışların kesin nedenlerini açıklayamamakta, Güneşin 11 yıllık periyotlarından kaynaklandığını tahmin etmektedir.
Schumann Rezonansı’ nın 1952 yılında keşfedilerek açıklanmasından çok önce diğer Alman Bilgini Hans BERGER, Beynimizin çeşitli aktivitelere göre, değişik Elektrik Dalgaları yayınladığını keşfetmiş ve “Elektroensefalografi” denen veya kısaca EEG denilen bir aletle beynin çıkardığı değişik elektromanyetik Dalgaları kaydetmiştir.Bunun sonucunda beynimizin yaydığı elektromanyetik dalgaların 5 ana frekansta olduğu tesbit edilmiştir.
Bunlar ;
Delta Dalgaları (1-3 Hertz frekans aralığı) = Derin uyku, bilinçsizlik halinde beynin çıkardığı elektromanyetik dalgalardır.
Teta Dalgaları (4-7 Hertz frekans aralığı) = Derin gevşeme, uyuşukluk, hafif uyku halinde beynin çıkardığı elektromanyetik dalgalardır.
Alfa Dalgaları (7-11 Hertz frekans aralığı) = Dinlenme halinde iken ve uykudan önceki safhada beynin çıkardığı elektromanyetik dalgalardır.
Beta Dalgaları (11-25 Hertz frekans aralığı) = Aktif çalışırken, dikkat ederken, bilgi alıp verirken beynin çıkardığı elektromanyetik dalgalardır.
Gama Dalgaları (25-60 Hertz frekans aralığı) = Öğrenme, anlama,idrak etme için zihnin zorlandığı sırada beynin çıkardığı elektromanyetik dalgalardır.
İşte son 20 yılda devamlı arttığı tespit edilen Schumann Rezonansı, Akustik Rezonans Yasası gereği, Schumann Rezonansı içinde yaşayan tüm insanları ve canlıları etkileyerek, onların beyinsel olarak yayınladıkları elektromanyetik dalgaların frekanslarını yükseltmektedir. Diğer bir ifadeyle Schumann Rezonansını 12 Hertze yükselmesi demek genel olarak insanların Alfa Dalgaları (7-11 Hertz) frekansından, Beta Dalga (11-25 Hertz) frekansına çıkartılması demektir. Başka bir ifadeyle Bu durum, İnsanların dinlenme hali,uykulu halden uyandırılarak bilinçli hale getirilmesidir. Fakat bu durum aynı zamanda insan beynini dinlenme haline yani meditasyon haline, yani Namazdaki ( SALAT ) haline, yani uykudan önceki uyku ile uyanıklık arasındaki hale, yani (7-11 Hertz) Alfa dalga düşünce boyu haline geçebilmesini imkansızlaştıracaktır. Bununla birlikte ancak dinlenme ( AKL-I MEAD ) haldeki bir beynin aktif düşünce boyutlarının tümünün farkındalığını algılaması söz konusudur. Namespace prefix = 0 düşünce dalga boyutsuzluğu hali,yani beynin tam anlamı ile gevşeme,dinlenme haline ulaşması ( 7-11 Alfa) düşünce dalga titreşim boyutunu terkedişinden sonra imkansız hale gelecektir. Yani sizin anlayacağınız DİN siklüsü dönemi, ( Beta 11-25 Hertz ) düşünce titreşimi dönemine geçildiğinde yani 2012‘de tamamen kapanacaktır gibi görünüyor. Bu olay sanki Semavi dinlerdeki TÖVBE kapılarının kapanması olayını anımsatmaktadır. Yani beşer seviyesindeki ( AKL-I MAAŞ ) ne kadar ibadet ederse etsin ne kadar meditasyon yaparsa yapsın Transandantal hale (dinlenme,gevşeme yani AKL-I MEAD)’a ulaşamayacaktır. Evet 2012′de (Beta 11-25) düşünce dalga titreşim boyutuna Güneş sistemi olarak giriyoruz. Bu durum gelmiş geçmiş ve gelecek olan bütün beşer seviyesindeki (Ruhsal) bireysel şuurların hepsini etkileyecektir, şu an yaşayanlarıda ölmüş olanlarıda etkileyecektir. Daha da açık ifade etmek gerekirse KOZMO İNSAN modeli olmaya namzet insan bir daha asla İNSAN-I KAMİL vasfını, Transandantal boyutta tanıyamayıp ( İNSAN ) adını alamayacaktır. Ne yaparsa yapsın 2012′deki beta boyutuna geçişten sonra daima beşer ( AKL-I MAAŞ ) düşünce frekansında kalacağı için, beşer düşünce boyutunun ilerisinde, ileri zeka seviyesi varlıkları olan CİN ve MELEKlerin düşünce titreşim boyutlarına ( MÜLHİME )’ye şimdikinden çok daha kolayca ulaşılabilecektir. Unutmamalıdır ki bu durum LAHUTİ manada bir kazanım değildir, hatta beşer için çok büyük bir kayıptır. Fakat bazı çevrelerin bu ileri zeka boyutuna geçiş olayını insanlığa bir müjdeyimiş gibi göstermeleri, kendilerinin aslı olan İNSAN-I KAMİL vasfını, ve yine aynı vasfın HAKİKAT-I MUHAMMEDİ oluşunu, yine aynı vasfın ADEMİYET olduğunun, şu anda dahi farkında olmayışlarından kaynaklanmaktadır. İnanç sahibi ve DİN’i hakikiye aşina olanların bu olayı çok iyi değerlendirmeleri gerekir. RESULİYET müessesesinin, İLAHİ teknolojiyi beşer idrakına sunmasının getirisi çok iyi etüd edilmelidir. 2012 ye çok az bir zaman kalmıştır, olan olmuştur ve olacaktır. İnananların egosantrik davranışları bir an önce terk edip bu real durumu yeniden değerlendirip, Transandantal düşünce dalga boyu titreşimlerinde seyredilebilecek olan, görerek biliş ile imajinasyon kazanılması vasfını kazanmaları elzemdir. İMAN görerek elde edilen BASİRETtir, biliştir. İnanmak yeterli değildir. Salat dua ibadet ve meditatif davranışlar düzene sokulmalıdır.
Yazar: S.Öztaş İNSHU
Dünyamıza Kozmik Işın Yağıyor
Kozmik ışınlar Dünya üzerinde elde edilemeyecek kadar yüksek enerjili ve yüklü,helyum veya proton çekirdeğine benzeyen az miktarda foton ve elektron karışımından oluşan,ışık hızına yakın hareket eden atomaltı parçacıklardır.Uzayda nasıl oluştuğu ve kaynağının ne olduğu günümüzde hala anlaşılamamıştır. Uzayın her yönünden Dünyamıza yağabilen kozmik ışınlar çoğu zaman yeryüzüne kadar inebilmektedir.Ancak dünyamızın manyetik alanından dolayı enerjilerini yitirmekte ve insanlara hasar vermemektedirler.
Son yıllarda ise Dünyamızın maruz kaldığı kozmik ışın yağmurları epeyce artmış,bu da bilim çevrelerini endişeye sevketmiştir.Durumu Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi NASA da “Keşif” başlığıyla duyurduğu haberde,Dünyamızın güneş sistemi dışında kaynağı belirlenemeyen bir yerden gelen kozmik ışınların bombardımanı altında bulunduğunu ifade etmiştir.Nasa bilim adamlarında heyecan yaratan yüksek enerjili yoğun elektron bombardımanının daha öncekilerden farkı ise güneş sistemi dışında farklı bir kaynaktan geldiğinin gözlenmesi ve bu kaynağın ne olduğunun saptanamaması.Louisiana Üniversitesi Öğretim üyesi Prof. Dr. John Wefel ise böyle birşeyin ilk kez görüldüğünü, ışınların kara delikten gelme ihtimali üzerinde durulduğunu ve bunun büyük bir keşif olduğunu vurguluyor.Güneşten gelen kozmik ışınlar genelde atmosferde sapmaya uğrarken,bu ışınların ise nasıl bir etki göstereceği henüz tam olarak bilinmiyor.
2012 Söylentilerini her fırsatta reddeden NASA’nın bu ışınlar hakkında yaptığı son incelemeleri bilmiyoruz ancak, NASA kozmik ışınların yüksek enerjili bir şekilde yeryüzüne ulaşması sonucunda insanın genetik yapısı DNA ya etki edebileceği,hücre yapısına ciddi değişiklikler ve bozulmalar doğurabileceği,elektrik,elektronik sitemlere hasarlar verebileceğini belirtiyor.
2012 ye yaklaşık iki yıl kadar bir sürenin kaldığı şu günlerdeFoton kuşağı ve etkilerini hatırlarsak,insan DNA ’sında oluşacağı söylenen değişme ve gelişmeler,2 sarmallı DNA dan 12 sarmallı DNA ya yükseliş,insan hücrelerinin büyüyüp şişmesi, elektriksiz ve karanlık günler vs..ortak noktalar olarak göze çarpıyor ve aceba kozmik ışınlarla foton kuşağını ve 2012 yi ilişkilendirebilirmiyiz diye düşünmeden edemiyoruz.Tabi bizim düşünce ve yorumlarımız bi yana işin uzmanları önümüze nasıl bir tablo koyacak şuan için onu beklemek zorundayız.

Arif Baştürk
Seda Kübra Küçükaslan